7 Nisan 2017 Cuma

Şeker Diyeti

Herkese merhaba. Başlık kandırmaca değil, bu yazımda gerçekten de rafine şeker diyetinden bahsedeceğim. Adettendir, başta şu uyarıları yapayım. Ben ne bir diyetisyenim, ne beslenmeden hakkıyla anlarım, bu konulardaki bilgim pek derin de değil, oradan buradan okudum ettim. Bu yüzden benim size söyleyeceklerimi güvenilir kaynaklardan da teyit etmeden ciddi işlere kalkışmayın.

Uyarımı yaptığıma göre başlayabilirim. Piyasadaki şekerler ve tatlandırıcılar, benim rafine şeker tanımıma giriyor. Fruktoz ve laktoz gibi doğal şekerler değil, ama işlenmiş fabrikasyon süreçlerinden geçmiş toz şeker (beyaz, esmer fark etmez) bu bahsettiğim. Çok da bilimsel kökenlerini bilmemekle beraber Stevia olsun, bilmemne şurupları olsun onlar da kara listemde. Rafine şekerin bağımlılık yaptığını ve hepimizin şeker bağımlısı olduğunu iddia eden insanlar var. Benim diyete başlama sebebim de bu oldu. Gerçekten bağımlı olup olmadığımı öğrenmek istedim. Niyetim kilo vermek ya da sağlıklı beslenmek değil. Tabi ki bu diyetin sağlıklı beslenmeye katkısı var, ama benim motivasyonum bu değil. Bir tür kendime meydan okumak amacı taşıyor bu diyet benim için. Acaba şekersiz yapabilecek miyim, diyeti ne kadar sürdürebileceğim? Ayan beyan farklılıklar olacak mı öncesi ve sonrası arasında? Bağımlıysam bunun derecesi ne? Vesaire vesaire.

Diyete başlayalı 5 hafta oluyor. Henüz ahkam kesmek için erken olabilir. Yine de acemiliğimden de alınacak dersler illa ki vardır. Bu süreçte neler yaşadım, neler yaşıyorum anlatmaya çalışayım.

Öncelikle şunu söyleyeyim. Yemek meselesinde yaşamak için yemek akımındanım. Önceliğim hiçbir zaman midem olmadı, aç kalmak bile benim için büyük bir problem değil, hatta sırf üşendiğim için yemek yemediğim zamanlar da var. Yemeği bir zevk olarak görenler için diyet olayı her zaman daha zor olacaktır eminim ki, benim diyette nispeten zorlanmamamı sağlayan en önemli unsur yemeyi zevk olarak değil de zul olarak görmem olabilir. Diyete başlamadan önce de öyle aman aman tatlı hastası değildim. Son bir senede yaptığım tatlı sayısı bir elin parmağını geçmez ki onları da misafirlere filan yapmışımdır. Bu açıdan tatlıyı çok seven insanlarla kendimi kıyaslayınca kendimi bir sıfır önde başlamış gibi hissediyorum. Gel gelelim olay bu kadar basit değil. 

1) “Ne, bunda da mı şeker varmış? Yuh.” Aşaması.

Şeker yememeye karar verdiniz ve artık aldığınız ürünlerin içindekiler kısmına dikkat kesiliyorsunuz. Benim gibi yurt dışında yaşıyor ve helal haram konusunda pimpirikliyseniz zaten içindekiler kısmını atlamıyordunuz ama artık eleme kıstaslarınıza bir madde daha girdi. Sadece bir madde mi demişim? Pardon. Şeker, glikoz şurubu, maltoz, dekstroz, mısır şurubu, karamel, agave şurubu... Liste uzayıp gidiyor.

Bir bakıyorsunuz mis gibi ekmek, hatta tam buğday unlu filan. İçinden şeker çıkıyor. Hazır köfte almışsınız. Ne alaka ama yine de bakayım diyorsunuz, karşınızda şeker. Hazır makarna, şeker. Konserveler, şeker. Tuzlu abur cuburlar, şeker. Salça, ketçap, mayonez, köri sosu, şeker. Meyve suyu, şeker. Kuru meyve, şeker. Yuh yuh yuh. Zaten doğal olarak tatlı olan şeyleri bile şekere bulayıp sattıklarını fark edince durup bir düşünüyorsunuz. Neden? Acaba bir satış stratejisi olarak bağımlılığımızı mı kullanıyorlar? Neden olmasın?

Bu dönemde ne kadar katı olmaya çalışırsanız çalışın etrafımızı saran şekerden nasibinizi mutlaka alıyorsunuz. Köfte örneğini vereyim, çok önceden almıştım ve pişirmeden hemen önce içindekilerde şeker var mı kontrol etmek geldi aklıma, e ne yapacağım çöpe atılmaz. Yedim sonuç olarak. Kim bilir farkında olmadan neler yemişimdir. 

2) “Peki şimdi ben kahvenin yanında ne yiyeceğim?” Aşaması.

Tatlı hayranı olmadığımı söylemiştim ama her gün içtiğim kahvenin yanında her gün illa ki bir abur cubur yiyerek “keyif” yapardım. Çikolata olur, kurabiye olur. Eşim de abur cubura epey düşkün, alışverişe çıktığımızda kendimizi kaybedercesine kahve yanı atıştırmalığı (yetişkin olunca abur cuburun adı bu oluyor) alıyorduk. “Kahvenin yanına ne istersin?” sorusuna cevap olarak en az beş altı farklı alternatifimiz oluyordu. Benim diyete başlamamla beraber evdeki abur cubur sirkülasyonunda da epey bir durgunluk oldu.  

Peki yanında bir şey yenmemiş kahve, kahve miydi? Bu aşamada ağzınızı tatlandıracak alternatifler arayışına başlıyorsunuz. İlginç bir şekilde meyve size yetmiyor. Aradığınız şeker onun şekeri değil. Dolap kapakları açılıp kapanıyor. Bitmek bilmeyen bir arayış. İşte o zaman ilk defa bağımlılığınızı iliklerinize kadar hissediyorsunuz. Rüyanızda pastalar baklavalar yediğinizi görmeye başlıyorsunuz. Bu rüyalar ne zaman bitiyor bilmiyorum, daha iki gün önce aşırı güzel bir tatlı yediğimi gördüm mesela. Sadece bana özel de değil sanırım bu durum, diyete beraber başladığımız arkadaşlarımdan da böyle rüyalar görenler var. Özetle şeker rüyalarınızı süslemeye başlıyor.

Ve belki daha önceden tanıştınız, tanışmadıysanız şimdi tanışacaksınız. İki mucizevi doğal şeker kaynağı. Bal ve hurma. Arzuladığınız şekeri tamamen karşılamasa da bu ikisi şeker diyetinde imdadınıza yetişiyor.

3) “Balı ve hurmayı azaltmalıyım” Aşaması.

Bu ikisinin keşfi o kadar tatlı oldu ki sizin için. Delirmiş gibi her lokmanıza ikisinden birini ekleyiveriyorsunuz. Ama diyetin amacı bu değildi ki gibi vicdan azapları ruhunuzu kemirmeye başlıyor. Kelimenin tek manasıyla bu iki nimeti istismar ediyorsunuz. Bu aşamada hurmalı çikolata, hurmalı cheesecake, ballı sufle, ballı kemal paşa tatlısı filan yaptım şahsen. Sözde aman aman tatlı düşkünü olmayan ben her gün her gün bunlardan yer oldum. Arkadaşlarımdan biri hurma yemekten iki kilo bile aldı. 

Şimdi yazınca durumun ne kadar vahim olduğunun farkına daha iyi vardım. Şeker bağımlılığının bir veçhesi de bu olsa gerek. Ağzınız sürekli bir tatlı arayışı halinde. Ve evet, çok abarttığınızın farkındasınız. Amacınız bağımlılığınızı yenmek, yerine başka bağımlılık ikame etmek değil. Şimdi o hurmaları aldığınız yere geri koyma zamanı. 

4) “Böyle hayat mı geçer yav” Aşaması.

Paketli gıdaların yarısından fazlasında şeker olduğunu biliyorsunuz artık. Mümkün olduğunca abur cuburunuzu evinizde yapıyorsunuz ya da bolca paralar dökerek büyük marketlerin organik ya da diyet bölümünde içinde şeker olmayan tatlı şeyler arıyorsunuz. Ama ama ama peki ya mayonez? 

Evet arkadaşlar benim zaafım mayonez. Şimdiye kadar içinde şeker olmayanını bulamadım ve dışarıda patates filan alınca onu kuru kuru yemek bana zor geliyor. Hiç yemesem daha iyi neredeyse. Evde yapmaya kalkışmadım, hazırları kadar güzel olacağını düşünmüyorum. Bu aşamada işte istisnalar listesi oluşmaya başlıyor.

Markette ekmeklerin içindekiler kısmını okuyorsunuz. Tüm çeşitlerde şeker var, ne olacak yani oradan çıkıp başka markete mi gideceksiniz? Ya orada da bulamazsanız? Listeye bir madde daha eklendi: ekmek. Hem oradaki şekeri maya bakterileri yiyor bir kere (hmmm). 

“Şeker yemek için yemeyeceğim ki, tadını bile almayacağım.” 
“Ya zaten koruyucu olarak ekliyorlar şekeri.”
“Ya şekeri hamur kolay mayalansın diye ekledim, allah allah.” 

Bu aşamada niyetimiz kirleniyor arkadaşlar. Yolumuzdan biraz sapıyoruz. Evet, şu an hâlâ diyetteyim ve mayonez yiyorum. İçinde şeker olan ekmek yiyorum ya da poğaça. Sosların da peşini kovalamaktan vazgeçtim, lokantada, fast foodçuda illa ki bir şeylerin içine sos koyulmuş oluyor. Napak yani. 

Şimdilerde şeker diyetinin tanımını “midene şeker girmesine müsaade etmemek”ten “mümkün olduğunca şekerden kaçınmak” olarak değiştirdim ve böyle giderse daha da devam edebilirim gibi geliyor. Kendime bir ay kadar bir hedef koymuştum ona ulaştım, bundan sonrası keyfime kalmış. 

Bu arada unuttuğum bir mesele, öncesi sonrası arasında fark mı meselesi. Şekeri bırakan insanlar ballandıra ballandıra faydalarını anlatıyordu, şu kadar kilo verdim, depresyonumdan kurtuldum, daha enerjik hissediyorum vs vs, açıkçası ben bunlardan hiçbirini yaşamadım, ya yaşamak için fazla erken ya da kendimden haberim yok orasını bilmiyorum. Ama pragmatik bir faydasını görmedim şimdiye kadar. 

Benim kazanımlarım şunlar oldu: 

  • Orada burada şeker diyeti yaptığını duyurarak kendimi havalı hissediyorum. 
  • Şeker yiyenlere gözleri kısıp “zehir yiyorsunuz” bakışı atarak çok eğleniyorum. 
  • Daha sağlıklı hissediyorum (hiçbir değerime baktırmadım o yüzden bilemiyorum gerçeklik payı var mı).
  • Antik kuntik şeyler denememi sağladı (örneğin chia tohumlu puding). 
  • Nefsime karşı ufak bir zafer hissi duyuyorum. 
  • Canım artık abur cubur çekmiyor. (Ciddiyim) 

Eğer gaza gelmek istiyorsanız şu belgeseli bir yerlerden bulup izleyin: That Sugar Film
Eğer gaza gelip de diyete başlarsanız beni de haberdar edin, bu yazdığım aşamalar size uydu mu uymadı mı öğrenmek hoşuma gidecek. 

2 comments:

Adsız dedi ki...

gaza geldim ve diyete başlıyorum.(ciddiyim)

Elif Sena Ergin dedi ki...

Kolay gelsin. Arada haberdar edin durumunuzdan :)

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar

Blogger tarafından desteklenmektedir.
 
;