9 Şubat 2017 Perşembe

Birtakım Uğraşlar

Buraya tembelliklerimi pek yazmıyorum. Birazdan yazacaklarım da tembelliğimin dışında kalanlar olacak. En korktuğum şey şu halimle sürekli çalışan didinen bir izlenim çizmek. Kesinlikle öyle biri değilim, keşke olsam. Özentiliğimi göstermek ve daha çok gaza gelmek için karınca kararınca çabalarımı buradan duyurmak hoşuma gidiyor. 

Yazmakta olduğum roman hakkında sıklıkla umutsuzluklara kapılıyorum. Çok sıkıcı oluyor, kimse okumak istemeyecek, karakterler çok tek yönlü... Bir dolu öz eleştiri yaparak kendi hevesimi kaçırıyorum anlayacağınız. Ama yine de bazen bir görev bıkkınlığıyla bazen de kendimi kaptırarak yazmaya devam ediyorum. 

İkinci bölümü bitirdikten sonra on günlük filan bir ara verdim. O yüzden çok ilerledim sayılmaz. Bugün de yazınca 12 bin kelime edecek. Evet, bugünün kelimelerini henüz yazmadım. Çok vakit kaybetmeden başlasam iyi olacak. Bu yazıyı yayınladıktan sonra yazayım inşallah.

Bu arada Dorothea Brande'ın Yazar Olmak adlı kitabındaki tavsiyesi üzerine her sabah uyanır uyanmaz baş ucuma koyduğum bir deftere en az bir sayfa yazı yazmaya çalışıyorum. Kitap yazmakla ilgileniyorsanız bu kitabı okumanızı tavsiye ederim. Tam tamına teşhis ve tedavi kitabı. Brande düzenli yazabilme yolunda sabah kalkar kalkmaz yazmanın iyi bir başlangıç olacağını söylüyor. Çünkü henüz hiçbir dış etkenin etkisi altında değilsiniz. Rüyalarınızla ve o sabah mahmurluğunuzla sizsiniz. Hem özgünlük açısından hem de saf düşünceyi yakalayabilmek açısından mükemmel bir zamanlama.

Ben bu deftere rüyalarımı yazmayı tercih ediyorum. Hem başka şeyler yazmaktan daha kolay geliyor, hem de rüyalarımın hararetinden dolayı başka bir şey yazasım gelmiyor. Rüyalarımdaki imgeleri bulup belki ileride romanımda ya da öykülerimde kullanırım diyerek köşeye ayırıyorum. Ayrıca rüyaları not etmenin onları daha iyi hatırlamaya neden olacağını düşünüyorum, yazmaya başladığımdan beri her gece için en az bir rüyamı hatırlıyorum. Her ne kadar bugün elimde kalemle defterin üzerinde uyuyakalmış olsam da bir haftaya yakındır devam ettiğim bu etkinlik bana iyi geliyor.

Kitap okuma tempom epey düştü. Bununla gurur duymuyorum. İnşallah toparlarım. Şu an yerli yazarların romanlarını okumaya çalışıyorum. Hem örnek almak, hem de piyasada ne var ne yok öğrenmek için. Kimi yazarlar tavsiye etmiyor yazarken okumayı. Ama bence hep aynı yazarı okumadıkça sorun yok. Zaten henüz okuyarak zarar vereceğim kendime has bir üslubum olduğunu da sanmıyorum. Birazcık özentilik göz çıkartmaz herhalde.

Yazmaktan ayrı bir konuya geliyorum nihayet. Ev kedisi olmak! Bu hafta kendime koyduğum bir hedef hafta içi her gün en az on dakikalığına dışarı çıkmaktı. Çoğunuz için saçma geleceğinin farkındayım ama sanırım birileri bana eve bağlanma büyüsü yaptı, dışarı adımımı atasım gelmiyor. Ha atınca allahım çok mutluyum allahım bu şehri çok seviyorum diye düşünerek alık alık sırıtarak geziyorum, ama o noktaya gelene kadar canımdan can çekiliyor sanki. İki saat hazırlanmak etmek, sonra havanın soğukluğu beni dışarı çıkma fikrinden soğutuyor. Mecburiyetim olmadığı için öyle tembel tembel evde oturuyorum.

E memnunmuşsun işte otur oturduğun yerde diyebilirsiniz. Hak veririm. Ama sürekli evde oturmanın insanı çürüten ve çürüttükçe de içine çeken bir yanı var. Böyle düşman başına bir uyuşukluk, mutsuzluk, umutsuzluk bulutu birikiyor tepemde. Öcüleşiyorum. Eşim bu hallerimi fark ettiğinde beni dışarı çıkartmak için dil döküp duruyor. O anki öcülüğümle "ya canım istemiyor" filan diye bin dereden su getiriyorum. Ama nihayet ikna olup da oflana puflana hazırlandıktan sonra dışarı çıkınca rahatlıyorum. Temiz hava, kuşlar böcekler. Hayat güzelmiş be diyorum.

Bu yazı çok uzadı. Niye böyle oldu? Toparlama paragrafına geçeyim en iyisi. İşte böyleyken böyle. Bugün de eşimin ofisine gittim, çıkışta dışarıda yedik ve eve geldik. Mutfak-salonumuzda oturuyoruz, ocakta çay fokurduyor. Yanlış anlaşılmasın ben içmiyorum. Çay berbat bişi bence haha. 

Ufak tefek çabalarım sayesinde hayatım bomboş diye düşünmüyorum. Bugün kendimce büyük bir adım atıp CV'mi düzenledim. Ne zamandır içimde dertti. Üniversitenin beyin araştırmaları merkezine staj başvurusunda bulunmak istiyorum. O cesareti kendimde ne zaman bulabileceğim acaba... 

Hâlâ toparlayamadım. Öhöm. Böyle yazıları daha sık yazayım bari, anlatacak ne kadar şeyim birikmiş. Herkese bereketli zamanlar diliyorum. Vaktimizi boşa harcamayalım inşallah. 

0 comments:

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar

Blogger tarafından desteklenmektedir.
 
;