6 Ocak 2017 Cuma

Yarıyıl Tatili Atraksiyonları

Kırismıs breykimize bir hafta da kendimiz ekleyip iki haftalığına Türkiye'ye gittik. Aile ziyaretlerimiz, arkadaş buluşmalarımız gibi sıradan şeyleri atlayıp nasıl maceralar yaşadık onları anlatmak istiyorum. 

İlk maceramız Amsterdam'dan İstanbul'a gidecek olan uçağı kaçırmak üzere oluşumuzla başladı. Biz hesabımızı iyi yaptık, havaalanına vaktinde vardık gibi yanılgılar içindeyiz. Hatta eşimle birbirimizi tebrik ediyoruz vay be şu zamanlamamıza bak filan diyerek. Henüz güvenliğe bile girmeden sallana sallana kahvelerimizi aldık. Sonra valizi teslim etmek üzere THY bankolarının önüne geldik. Girişteki görevli bize şaşkınlıkla bakarak hangi uçuş için geldiğimizi sordu. Rahat rahat "İstanbuuul" dedik. "Amanııın hemen geçin hemen uçağa binişler başladı" demesin mi? Panikle "nee nasıl oluur" nidalarıyla hemen biniş kartlarımızı pasaportlarımızı filan çıkarttık. Kahveleri atmak zorunda kaldık ve koştur koştur güvenlik kontrolü sırasına girdik. Upuzuuun bir sıraydı. Sıra gelene kadar kıvrandık durduk. X-ray'de anlamsız bir şekilde öttüm. İyice üstümü aradılar. Yetmedi çantam şüpheli bölmeye ayrıldı, çantamı didiklediler. Yetmedi koku örneği aldılar. Bunların hepsi birer komplo mu diye düşünerek salınmayı bekledim. Neyse ki olayı daha ileriye götürüp beni özel odaya filan almaya kalkmadılar. Bir kere başıma geldiği için endişelenmedim değil. Ya sabır çekip çantalarımızı topladığımız gibi uçağın giriş kapısına koşmaya başladık. Tabi bekleme salonunda kimse kalmamış, geldiğimiz gibi kontrollerimiz yapıldı ve uçağa nefes nefese yetiştik. Aslında kalkış saatine göre çok geç kaldık sayılmaz ama sanırım valizi verme işini çok geciktirmişiz. Bindikten neredeyse beş on dakika sonra uçak hareket etti.

İstanbul'da birkaç gün kalıp Ankara'ya geçtik. İkinci maceramız Ankara'dan İstanbul'a hızlı trenle dönerken oldu. Konya treni rötar yapmış, hava buz gibi. Bir dolu insan minicik Sincan istasyonuna tıkışmış. Güvenlikten geçtik, çantaları banttan topluyoruz. Bekle bekle sırt çantamız çıkmadı. İçinde de benim yeni laptop'um var. Valiz, el çantası filan her bir şey çıktı o yok. Güvenliğe çantamızın çıkmadığını söyledik, salona doğru "yanlış çanta alan var mı" diye bağırdı. Ama nasıl kalabalık. Allah dedik. Gitti çanta, gitti laptop. Güle güle allaha ısmarladık. Benim gözlerim fıldır fıldır çantamızı arıyorum milletin sırtında. Kamera görüntülerine hemen ulaşabilir miyiz onu düşünüyorum filan. Çalındığına neredeyse eminim. Neyse ki çok geçmeden bulundu. Meğer X-ray bandının köşesine sıkışmış. Nasıl rahatladık ama nasıl. İçinde pasaportlarımız, kimliklerimiz, her bir şeyimiz de vardı ha. Bayağı badire atlatmışız.

Bir macera da eve döndükten sonra yaşadık. Uzuuun bir yoldan sonra eve girdik. Girer girmez kombinin derecesini yükselttik. Sonra yaklaşık olarak dakikada bir tekrarlanan bipleme sesleri duymaya başladık. Bir mana veremedik önce. Aman gaz kaçağı olmasın aman kötü bir şey olmasın. Acaba kombiden mi diye düşündük. Hani sıcaklığı 15'ten 24'e almışız, kombi biraz afallamıştır filan gibi. Türk usulü fişini çekip tekrar takalım dedik. Fişini çektim biraz zaman geçmesini beklerken bipleme sesini yine duyduk. Ses meğerse kombiden gelmiyormuş. Kombinin fişini geri taktım ve sesin nereden gelebileceğini düşünmeye başladık. Benim aklıma koridordaki dolabın üstündeki garip nesne geldi. Türkiye'ye gitmeden az bir zaman önce bir gün alelacele bir şeyler ararken yanlışlıkla dolabı devirmiştim ve üzerindeki o garip nesneyi ilk o zaman görmüştüm. Acaba o olabilir mi diye dolabın tepesine elimi uzattım ve bingo. Yangın alarmı olduğunu sonradan anladığımız bu tuhaf şeyden düzenli aralıklarla çığlıklar yükseliyordu. İnternetten bunun pilinin bitme ikazı olduğunu öğrendik ve pilini çıkartarak huzura kavuştuk. Ama derdimiz bitmedi. Ona iftira attığımız için kombimiz bize darıldı. Termostatın üzerinde hata mesajı çıktı. Kaloriferlerimiz yanmaz oldu. Yine Türk usulü fişini çıkarıp taktık filan ama işe yaramadı. Aynı hata mesajını verdi. Biraz uğraştıktan sonra eşim termostatın tekerleğini uzun uzun çevirdi ve hata mesajı kayboldu. Derdinin ne olduğunu anlamasak da düzeltebilmiş olmaya sevindik. Şu an evimiz gürül gürül ısınıyor çok şükür.

Biraz endişeli biraz korkulu ama kazasız belasız da geçmiş oldu bu iki hafta. Şimdi saat henüz on birken uykudan gözlerimi açık tutamıyorum. Türkiye'yle aradaki iki saat uyku saatlerimi nasıl etkileyecek göreceğim. Az sonra. 


0 comments:

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar

Blogger tarafından desteklenmektedir.
 
;