17 Eylül 2016 Cumartesi 5 comments

Maastricht Günlükleri 3 - Gelin Tereğe Geçti

   Bizim oralarda "Gelin tereğe geçti, terek yere geçti" diye bir laf vardır. Terekten kasıt tezgah, yani gelin bir şey beceremez, sakarlık yapar filan anlamına geliyor kısaca. Ben de güzide deyişlerimizin hakkını verebilmek amacıyla elimden geldiğince tereği yere geçirme teşebbüslerinde bulunuyorum. Bugün iki haftadır dokunmadığımız kapkara olmuş muz demetinin (böyle denmiyordur kesin ama aklıma demetten daha iyi bir kelime gelmedi.) altından kara kara sular aktığını gördüm. Ama inanın günün en kötü sahnesi bu değildi. 

   Evlilik, gençlere hakkıyla anlatılmıyor. Ben şahsen evlenince birden kemiklerime her şeye yetecek bir güç geleceğini, sabahları erken kalkmakta zorlanmayacağımı, işleri erteleme eğilimimin yok olacağını, neşeli şarkılar eşliğinde ev işleri yapacağımı, yani mucizevi bir şekilde tembellikten kurtulacağımı sanıyordum. Lakin gelin görün ki annemin her şeye koşturması, her işi yetiştirmesi, üşengeçlik nedir bilmemesi filan onun evli olmasıyla alakalı değilmiş. Birikmiş ütüler, toz toprak dolu halı, yağlı ocak bu gerçeği fark etmemi sağladı. Ve işte yemeye bile üşendiğim muzlar... Bazen kolumu kaldıracak isteği bile duymuyorum içimde. Her şey kendi işini kendi yapsa. Halı kendini süpürse, yemekler kendini pişirse, çamaşırlar kendilerini yıkasalar... Nasıl annem gibi olabilirim bir fikrim yok. Şu cümle günlük hayatımın büyük bir bölümünde yer kaplıyor: Canım istemiyor. Ve tabi ki vicdan rahatlatma mekanizması olarak: Yarın yaparım. Maalesef böyle bir sorunum da var. Benim bir kişisel gelişim kitabı okumaya ihtiyacım var sanırım (hehehe). 

   Kurban bayramı tatilinde annemler yanımıza geldi. Ne kadar da güzel oldu. Tabi ziyaretlerinin bir anlamının da teftiş olduğunu düşündüğümden kıyıyı köşeyi temizledim gelmeden (camlar hariç, her gün yağmur yağıyor, o kadar uğraşmaya değmez bence). Buzdolabının içini bile temizledim. Annem buzdolabı temizliğine epey önem verir. Sonra ne oldu. Annem dolaptan kötü bir koku geldiğini söyledi. Cidden de kokuyordu. Pişirmeyi ertelediğim sebzeler çürümüş olabilirdi, kontrol etmeyi erteledikçe erteledim. Buzdolabından sorumlu olmak yetişkinliğin zirvesi bence ve bu durum oldukça zoruma gidiyor. Nasıl anlatsam? Diğer her şeye bir şekilde elimi atmıştım evlenmeden önce. Yemektir, bulaşıktır, çamaşırdır. Ama hiçbir zaman buzdolabının kirlendiğini düşünüp temizlemeye kalkmadım, içinden hiçbir şeyi aman bu bozuldu diyerek atmadım ya da burası dağılmış şuraya bir çekidüzen vereyim demedim. Çünkü neyin gerekli, neyin fazla olduğunu en iyi annem bilirdi. 

   Neyse işte tüm bu sıkıcı paragrafla anlatmak istediğim şey buzdolabından kötü bir koku geliyor olmasının canımı feci sıktığıydı. Ve bu konuda bir şey yapmayı da "canım istemiyor"du. Et suyundan şüpheleniyordum, onu döktüm ve muhtemelen çürümüş olan sebzeler için hiçbir şey yapmadım. Eğilip iyi misiniz diye bile sormadım. 

   Bugün gizem çözüldü. Ve ben son zamanların en en kötü manzarasıyla da bu vesileyle karşılaştım. Altından kapkara sular akan sineklenmiş kapkara muzdan da daha kötü bir görüntüydü. Çorba yapıyordum. İçine soğan koysam mı koymasam mı diye düşünürken çekmeceyi açmamla kötü bir kokumun burun direğimi sızlatması bu oldu. Biraz eşeleyince çekmecenin altında da koyu renkli bir sıvı olduğunu fark ettim. Sizin de düşüneceğiniz üzere suçu soğana atmaya hazırdım, ama soğanlar sapasağlamdı. Sorun benim içimin çürümesi de olmadığına göre, neydi bu kokan neydi... (Davul sesleri) Patates... Bir tanesini elime aldım ve aman allahım o da ne. (Böcek fobisi olanlar bir sonraki cümleyi okumasın.) Üzeri fıkır fıkır kurt kaynıyor. Ühühühühü. O anda yetişkinlikten istifamı veresim geldi. Bütün patatesleri çöpe tıkıştırdım. Buzdolabından geldiğini sandığımız koku hemen yanındaki dolaptan geliyormuş meğer. Tabi bu buzdolabında çürümüş sebze olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Neyse "yarın bi bakarım." Ve hala çekmecenin içini temizlemedim. Oturup bu yazıyı yazdım, ama temizlemeyi canım istemiyor. Hem de iğrenç ya üf. 

   Bu kadar kişisel durumlar paylaşmama umarım kızmıyorsunuzdur. Evliliğin yalnızca gelinlik giymek ve dış mekan çekimi yapmak olmadığını anlayın istiyorum. Bir evin sorumluluğunu almanın, özellikle de buzdolabının toz pembe bir tarafı yok. 




Popüler Yayınlar

Blogger tarafından desteklenmektedir.
 
;