30 Temmuz 2016 Cumartesi

Maastricht Günlükleri 2 - Eindhoven Nasıl Gezilmez

Oturum iznimi almak için Eindhoven'a gitmemiz gerekiyordu. Biz de fırsatı değerlendirip bir güzel dolaşalım dedik. Eindhoven Hollanda'nın beşinci büyük şehriymiş. Maastricht'e kıyasla da epey büyük. Buradan bir saatlik tren mesafesinde. İstasyonda bilet otomasyonlarından bilet alınabiliyor. Kimseyle muhatap olmadan, para üstü filan beklemeden, mis. Tabi bunun için kredi kartınız veya banka kartınız olması gerek. Yanlış hatırlamıyorsam gidiş dönüş bir kişi 34 euroydu.



Trenden indikten sonra eşim bisiklet kiralamayı teklif etti. Hemen garın orada turist bilgilendirme merkezinden günlük 10 euroya bisiklet kiralanabiliyor. Eindhoven hakkında verdiğimiz en güzel karar bu bisiklet kiralama olayı oldu. Hollanda'nın diğer şehirlerindeki gibi bisiklet çok yaygın bir ulaşım aracı ve işimizi epey kolaylaştırdı.

Eindhoven'ı gezmek için en kötü gün hangisi diye soracak olursanız size vakit kaybettirmeden cevap vereyim: Pazartesi. Anlatıyorum.
Gitmeden önceki gece üstünkörü bir gidilecek yerler listesi hazırlamıştım:
Van Abbenmuseum
St. Catharinekerk
Augustignenkerk
Stadwandelpark
preHistorisch Dorp

Gezme mevzularına epey uzak olduğumdan ve gezileceği zaman planımızı programımızı aile büyükleri yaptığından mütevellit acemiliğimin ceremesini çektik. Van Abbenmuseum'un pazartesi kapalı olduğunu biliyordum, o yüzden orayı atlayıp önce St. Catharina kilisesine gittik. O da ne. Her yer kapı duvar. Meğer kiliseler de pazartesileri kapalıymış. Augustinen kilisesi de aynı şekilde kapalıydı. Neyse ki istasyona filan yakın yerler. Bisikletimiz de olunca oradan oraya dolanmak zul gelmedi (en azından bana hehehe). Dışarıdan fotoğraflarını çekmekle yetindik. (Kilise fotoğrafı çekemiyoruuum çok zooor, o yüzden yaşasın detay)

Bu arada yol yordam nasıl bulduk onu anlatayım. Kilisenin orada eduroam ağı vardı, üniversitesinde bunu kullananların aşina olduğunu düşünüyorum. Ben sorunsuzca giriş yapabildim. Güzel bir hizmet. Ama hesabınız yoksa internetsiz kalabilirsiniz hazırlıklarınızı önceden yapın. Onun dışında google mapsin çevrimdışı haritasını indirmiştim ki tavsiye etmiyorum çünkü yalnızca araba güzergahlarını çıkartıyor çevrimdışı moddayken. Sonradan here diye başka bir uygulama buldum. O daha iyi gibi görünüyor. Ha tabi old fashioned takılıp turist bilgilendirme yerinden bir harita da alabilirsiniz. Hehehe.


Burada ikindi vakti  saat altı civarı giriyor. O yüzden gezerken genelde kafamız rahat oluyor. Ama namaz işini bilmediğimiz şehirde sona bırakmayalım dedik ve camiyi bulduk. Fatih Cami, minaresi bile olan şirin mi şirin bir cami. Biz gittiğimizde yere ısıtma döşendiği için mescid kısmını caminin lokaline taşımışlardı. Orada rahat rahat namazlarımızı kıldık. Merkeze epey yakın olmasıyla da kalbimizi fethetti.


Sıradaki hedefimiz parktı. Ama parka gitmeden önce bir şeyler yiyelim dedik. Evde yapıp trende yediğimiz sandviçlerin kalorisini çoktan harcamıştık. Önce helal restoran bulduk, tam da önünde duruyormuşuz hatta. Ama ne yazık ki kapalıydı, saat beşte açılıyormuş. Sanırım az insan olduğundan lokantalar filan yalnızca akşam yemeği çıkarıyor. Bir balık lokantası bulduk bu sefer. Baya da yol gittik bulmak için. Orası da kapalıydı. En sonunda şehir merkezindeki çarşıda bir sandviççide ton balıklı sandviç yedik. Buranın yemek kültürü pek yok, ama sandviç güzeldi. Hazır çarşıdayken oraları da gezelim dedik. Çok güzel bir kitapçı bulduk. Eşim adeta kendini kaybetti. Sanırım alıcısı da olduğundan (öğrenci şehri ne de olsa) İngilizce kitap bölümü oldukça genişti. Üç kitap aldık. Birini hemen okumaya başladım, Raymond Carver'ın Beginners'ı. Karnımızı ve ruhumuzu doyurduktan sonra parka doğru pedal çevirdik. Keşke Türkiye'de de böyle güzel parklar olsa. Nefes aldığınızı hissediyorsunuz, öyle güzel.





Son hedefimiz olan prehistorya açık hava müzesine giderken bir yağmura tutulduk ki nasıl. Neyse ki tam da bir tünelden geçiyorduk. Orada durup diğer bisikletlilerle beraber on on beş dakika yağmurun dinmesini bekledik. Müzeye vardığımızda bir de ne duyalım. On beş dakika sonra müze kapanacakmış. İçerisi o kadar sürede gezmeye de e haliyle uygun değilmiş. En azından neyin nerede olduğunu öğrendik, arkadaşlarımız filan geldiğinde onları gezdirebiliriz filan diye teselliler bulduk sonra kapanmamış olduğunu umut ederek parka geri döndük. Çok şükür ki hala açıktı (just kidding, parklar kapanmıyor). Biraz daha parkta dolaştıktan sonra bisikletlerimizi vermek için istasyona geri döndük. Sonraki trenle hooop evimize.

Acemiliğimi Eindhoven gezisiyle atmış olduğumu umaraktan buraya yazdığım yazılarla birilerine yardımcı olabilecek aşamaya gelmeyi istiyorum. Maastricht'i daha iyi öğrenince buralar için de rehber niteliğinde bir şeyler yazmak istiyorum. Özellikle en önemli mevzu helal yemek konusunda, sonra da hayır dualarınızı bekliycem. 


0 comments:

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar

Blogger tarafından desteklenmektedir.
 
;