17 Mayıs 2016 Salı

Dert 1

  Özet: Hayatının en büyük derdi kendisiyle dalga geçilmesi olan mini minicik bir kız vardır

  Ayılana Esra bayılana Esra. Ayılana Esra bayılana Esra. Deyip duruyorlar. Kahkahalarla gülüyorlar. Sinirle bakıyorum. Neden ismimle dalga geçiyorlar. Ayılana Esra bayılana Esra. Ayılana Esra bayılana Esra. Oyun oynuyoruz sandı öğretmen. Bahçede Furkan’ı kovalıyordum. Dövecektim onu. Benden kaçarken bile benimle dalga geçiyordu. Şişko patates, yarım kilo domates. Yakasından yakaladım. Arkasından tam. Ayılana Es dedi kaldı. Öğretmen geldi. Kovalamacalık oynuyoruz sandı. “Şimdi Furkan mı ebe oldu” dedi. Gözlerine baktım öğretmenin. Elimle hala Furkan’ın yakasını tutuyordum. “Öğretmenim ismimle dalga geçiyor” dedim. Furkan “Öğretmenim Esra beni dövecek” dedi. Arkadaşlar öyle şey yapmazlarmış. Hiç umursamadı. Gitti sonra. Zil çaldı, ders zili. Koşa koşa içeri gittik. Sonraki teneffüs Gökhan, Ferhat filan da dalga geçmeye başladı. Beni her gördükleri yerde uydurdukları şarkıları söylüyorlardı. Öğretmene şikayet ettim bir kere daha. Benimle dalga geçiyorlar dedim. Onları duymamış gibi yap dedi. Ama duyuyordum. Duymamak için kulaklarımı tıkadım. Kulaklarımı tıkayınca daha yüksek sesle bağırıyorlardı, yine geliyordu kulağıma dedikleri. Esra kes ya, Esra pes ya, Esra paçavra... Bir başka teneffüs Gökhan’ı yakaladım. Tokat attım yanağına. O da bana vurdu. Sonra Furkan’la Ferhat geldi onlar da tekme attılar. Maskara Esra, kundura Esra diyerek. Tüm güçlerini kullanıyorlardı bana tekme atarken ama acımadı. Ben gücümün yarısıyla Furkan’a vurdum, ağlamaya başladı. Sonra kaçtım hemen. "Benimle artık dalga geçmeyin" diye bağırdım kaçarken. 

  Zil çalar çalmaz hemen sınıftan çıkıyordum intikam alırlar diye. Bahçede bir ağaç vardı, kocamaaan bir ağaç. Bin yaşındadır belki. Onun arkasında saklanıyordum. Öylece durmaktan canım sıkılıyordu. Ben de bir ağaç dalı alıp toprağa resim çiziyordum. Furkanları görünce nefesimi tutuyordum, yanıma gelmezler umarım diyordum. Bir keresinde Ümit beni gördü ağacın arkasında otururken. O da diğerlerinin tarafındaydı. Bağırarak çağırdı diğer erkekleri. Benim kaçmaya vaktim olmadı. Zaten kaçmazdım da çünkü hepsinden güçlüyüm. Etrafımda toplandılar. Ayılana Esra bayılana Esra diye şarkı söylemeye başladılar. Ben de "kapayın çeneniziii" diye bağırdım. Sonra kulaklarımı tıkayıp onları duymamak için "lalalalala" diye sesler çıkarttım. El ele tutuşup beni ortalarında bırakmışlardı. Aralarından kurtulmaya çalıştım ama ellerini sımsıkı tutuyorlardı. Kollarının altından geçmeye çalışınca onlar da kollarını aşağı indiriyorlardı. Gözlerim doldu ama ağlamadım. Abartma Esra, Anırma Esra, Zürafa Esra, Kaşınma Esra... Ümit’in yüzüne tükürdüm. “Iyyy” dedi eliyle yüzünü silmeye çalışırken aradan hemen kaçtım. Kızlar tuvaletine saklandım. Birazcık da ağladım. Ders zili çalınca hemen sınıfa gitmedim, öğretmenler ziline kadar bekledim. Ne olur ne olmaz diye. Neyse ki ben girer girmez öğretmen de sınıfa girdi. Ümit hemen beni şikayet etti. Öğretmen çok sıkıldığını söyledi, artık kimseyi şikayet etmeyeceksiniz sorunlarınızı kendi aranızda çözün dedi. Rahatladım tabi. Bana çok kızacak sanıyordum. Eve gidince akşam yemeğinde babama söyledim. Belki okula gelir ve Furkanlara bir daha bana yaklaşmamalarını söylerdi. Sınıfta birkaç çocuk benimle çok dalga geçiyorlar, bana çok karışıyorlar dedim. Ne diyorlar diye sordu. Hepsini söyledim. Ağzında lokma varken güldü. Ahahaha Esra bunu mu dert ediyorsun, çocuklar bazen öyle şakalar yapar boşver, dedi. Sinirden dudağımı ısırdım. Bir daha da konuyu açmadım. Beni kimse anlamıyordu. Siz de anlamıyorsunuz biliyorum. Ama belki aranızdan beni anlayan olur ve Furkan’a, Gökhan’a, Ferhat’a ve Ümit’e dersini verir diye anlatıyorum.

  Sonraki günlerde kızlar tuvaletine saklandım hep. Oraya gittiğimi de biliyorlardı ama içeri giremezlerdi tabi ki. Kapıda dışarı çıkmamı bekliyorlardı. Eğer yanlışlıkla zil çalmadan çıkarsam beni kapının önünde yakalıyorlardı. Yine saçma şarkılar söylüyorlar, benimle alay ediyor, bazen bana vurup kaçıyorlardı. Bir keresinde kapının önünde birer şişe suyla beklemişler. Ben çıkar çıkmaz üzerime döktüler suyu. Boğulacağımı sandım, biliyorum saçma ama öyle hissettim. Eşşoğlu eşşekler diye bağırdım boğulmadığımı anlayınca. "Hiii ne dedi" diye gülüşüp kaçtılar. Benim onlara küfretmem onlara komik geliyordu, nedenini anlamıyorum. Öylece derse girmek zorunda kaldım. Öğretmen beni başımdan aşağıya ıslak görünce kızdı. Ne bu hal, çık dışarı, kuruyana kadar sınıfa gelme dedi. Artık şikayet etmemiz yasak olduğu için başımdan aşağı su döktüklerini söyleyemedim. Ağlayarak tuvalete gittim. Arkamdan güldüklerini duyuyordum. O kadar sinirliydim ki avuçlarıma su doldurup aynalara fırlattım. Teneffüs olana kadar gömleğim kurumuştu ama saçlarım hala ıslaktı. O yüzden sonraki derse de gitmedim. Tuvalette bekledim. Sınıftan kızlar geldi yanıma. Öğretmen seni çağırıyor dediler. Korka korka gittim. Sınıfa girince öğretmen bana hoş geldiniz Esra hanım, dedi. Çok sinirli görünüyordu. Sonra “çocuklar çıkın tahtaya” dedi. Furkan filan hepsi tahtaya çıktı. “Esra şimdi sizden özür dileyecek, barışacaksınız” dedi. Öylece kalakaldım. “Hayır özür dilemeyeceğim, onlar dilesin” dedim. Öğretmen o kadar sinirlendi ki ne demek özür dilemeyeceğim diye bağırdı. “Bana ayılana Esra bayılana Esra diyorlar” dedim, sesim o kadar kısık çıkıyordu ki duymadı sandım başta. “Ne olmuş yani öyle dedilerse” diye bağırdı. “Bak ben de diyorum Ayılana Esra bayılana Esra. Bana da mı eşşoğlu eşşek diyeceksin?” Ağlamamak için kendimi zor tutuyordum. Dudaklarım tir tir titriyordu. Ayakkabılarımın ucuna bakıyordum. Ayakkabıcıya gittiğimiz günü düşünmeye çalışıyordum, doğum günümden önceki günü. Ama düşünemiyordum. Herkes susmuştu, benim özür dilememi bekliyorlardı. “Zür dilerim” dedim. "Daha yüksek sesle söyleyeceksin" dedi öğretmen. Daha yüksek sesle söyledim. Aslında özür dilemediğimi fark etmediler çünkü baştaki ö’yü söylememiştim.
  
  On dört sene olduHala daha ayılana Esra bayılana Esra, ayılana Esra bayılana Esra. Deyip duruyorlar. Kahkahalarla gülüyorlar. Sesleri sonsuzlukta yankılanıyor

1 comments:

Adsız dedi ki...

çok güzel!

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar

Blogger tarafından desteklenmektedir.
 
;