14 Şubat 2016 Pazar

Çöp

Karton benim ekmeğim. İnsan mecbur kalmasa bu işi yapmaz. Ya dileneceksin ya da ekmek paranı böyle kazanacaksın. Çok şükür karnımız doyuyor. İki kızım var, büyüğü ortaokulda, küçüğü daha bebek. Ben isterim ki güzel günler görsünler. Bizim gibi sefillik çekmesinler. Ben on üç yaşında geldim bu şehre. Köyümüz boşaltıldı. Ne yapacaksın. Büyük şehirdir dedik geldik. İşimiz, mesleğimiz bu. Karton olmasa karnını nasıl doyuracaksın. Pis iş diye burun büküyorlar. Çöplere giriyoruz mecbur. Ben de istemem çöplere girmeyi. İnsanın ne pasağı varsa ortada. Kim olursan ol, nereye geldiysen gel çöplerinle kendini ele verirsin, vallahi bak.

Kış çok zor geçer biliyor musun. Fakir fukara da doluşur çöpün başına, ne buldularsa yakarlar. Bize toplamaya kalmaz bir şey. Mecbur, bulduğun her poşeti açarsın. Hoş değildir gördüklerin ama napcan, evde kaç boğaz var. O zaman anlarsın insanın nelerden müteşekkil olduğunu. Poşeti açıp da baktın mı görürsün insanın içinin pisliğini. Bunlar güzel güzel giyinirler, her sabah tıraş olurlar biliyor musun, sinekkaydı; poşette tıraş bıçağını görürsün. Parfümler sıkarlar, bitmiş şişeleri çıkar poşetten. Sabun paketleri, diş iplikleri... Bakın ne kadar da temizim, ne kadar da dişimin arasındaki etleri temizledim diye sırıtarak yürürler. Bu yüzden çok kızarlar bize çöplerini karıştırdığımız için, dişlerinin arasındaki pisliği bildiğimiz için dehşete düşerler. Kadın boyanır çıkar sokağa. Kat kat. Karımı en çok da bu yüzden severim. Yüzünü okşadığımda elime maskesi bulaşmaz. Ama boyanan kadın ancak evinde kendi olur, ben pamuklarını bulurum. Kendini sevmez de aynayı yere çalar, ben parçalarını bulurum. Ne kavgalar döner evlerinin içinde. Ayıp dergiler, yırtılmış fotoğraflar, kırılmış çerçeveler, kartvizitler, aşk mektupları... Çöp anlatır mı kardeşim? Şakır şakır anlatır hem de. İnsanın hiç gizlisini saklısını bırakmaz. İtinayla sakladığı karanlıklarını ortaya döker. Bebek maması paketinin altına tıkıştırdığı bira şişesini, çocukların el işi kartonlarının arasındaki sigara küllerini, her şeyi anlatır. O gün ne yediler, kaç bardak çay içtiler, misafirlerine ne ikram ettiler bilirim. En çok da dostlarından saklarlar pisliklerini. Misafir gelmeden hemen çöpleri kapı dışarı ederler. Gelenler de aynı onlar gibidir. Kapıda kıkır kıkır gülüşürler. Hepsi mükemmel giyinmiş. Eskiyen çamaşırları çıkar halbuki çöplerden. Sararmış atletler, yırtılmış çoraplar... Çocukların günlükleri çıkar, sayfalar gözyaşlarıyla kabarmış. Mutsuzdur bunlar kardeşim. Sapına kadar hem de. Bak benim heybem dolsun o gün, nasıl mutlu dönerim evime. Kızım kapımı açar. Karım yemeğimi koyar. Tatlı tatlı laflarız. Elbette bizim de sıkıntılarımız var, elbette bizim de çöplerimiz var. Biz de insanız be kardeşim. Ama kendimiz karıştırırız, biliriz ve kabul ederiz kendi kirimizi. Temizmişiz gibi rol kesmeyiz. Terimiz üzerimizde kurur, biz buyuzdur. Parfüm şişeleri çıkmaz çöplerimizden.

Yaz oldu mu daha rahattır bu işler. Şişe şişe su içilir sıcak günlerde. Tüm poşetlere bakıp insanı deşmek zorunda kalmadığım için ben de rahatlarım. Alışveriş fişleri, sınav kitapları, alelade notlar alınmış kağıtlar gibi yüzeysel çöpleri toplamak yeter. Neredeyse unuturum insanın derinlerini. Çekirdek, kuruyemiş ve karpuz çöplerine kanıp mutlu olduklarını düşünürüm. Bana da iyi gelir böylesi bir ara. Mesele insanın çirkinliği olunca ben ve onlar ayrımını yapmak zor. İnsanı anlamak zor fikrine sarılırım ben de. Kış gelene kadar en azından. Kış gelene kadar tertemiz, mutlu insanların yanında ezilip büzülür, kendi ter kokumdan utanırım.




0 comments:

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar

Blogger tarafından desteklenmektedir.
 
;