27 Ekim 2015 Salı 0 comments

Town of Salem

Şu oyunu öğrensenize birlikte oynarız https://www.blankmediagames.com/
Oyunun ne kadarını anlatsam bilemedim. Çocukken oynadığımız hırsız polis'in mantığında. Şehirde herkesin bir rolü var, mafya ve seri katil tüm köylüleri öldürmeye, köylüler de suçluları bulup astırmaya çalışıyor. Bir de kendi hedefleri olan yalnız kurtlar var. Adamın tek derdi kendini astırmak mesela. Ya da takıntılı şekilde birini öldürmek. Oyunu oynayabilmek için orta seviye İngilizce yeterli. Sohbeti takip edin, akıl yürütün, notlar alın ve ikna gücünüzü kullanın. Nasıl oynandığıyla ilgili Türkçe rehberler var. Tam sınav zamanı oynamalık :P Aşağıdaki video resmi değil ama oyunun eğlenceli bir özeti gibi olmuş.  


11 Ekim 2015 Pazar 0 comments

Diğer

Bugün erken uyandım. İlk kez herkes rüyalarında yaşarken, kenti alacakaranlıkta, kimsesiz, sessiz, devinimsiz gören ilk insan olmak istedim. Uyandığımda anımsamadığım ama benliğimdeki etkilerinden de bir türlü kurtulamadığım o simsiyah, insansız, eşyasız rüyalarıma denk düşen bir kent görmek istiyordum.
Şehri çepeçevre saran tepelerden birine tırmandım. Karanlık gökyüzünün karanlık kokusunu içime çekerek oturdum ve tek tük ışığı yanan evlerle bomboş sokakları izledim. Gündüzki sıkıntıların nasıl esamesi okunmuyorsa iş güç peşinde koşturan insanlardan, haylazlıktan annelerini bitap düşüren çocuklardan da eser yoktu. Karanlığın insanın tüylerini diken diken eden dokunuşu ve rüzgarın şiddetlenmesiyle kendime iyice sokulmak zorunda kaldım. Rüyam gözlerimin önünde bir karartı gibi yanıp sönüyor, bakışımı ağırlaştırıyordu. Yığılıp kaldım oracıkta. Kendime geldiğimde hiçbir şey olmamış gibi güneş yükselmişti ve insanlar koşuşturmacalarına kaldıkları yerden devam ediyordu. Uyandığıma göre bana da hayatıma devam etmek düşüyordu. Eve geri döndüm. Evde olmasını beklemediğim çocuklarımın sesleri hanımın yeri süpürürken çıkarttığı hışırtılarla beraber duvarları geçerek kulaklarıma erişti. Kapıyı heyecanla itelerken bu seslerin aklımın bir oyunu olduğunu fark ediverdim. Oturdum ağladım. Rüyamı hatırladım tekrar. Doğrusu anımsamadığım, simsiyah, insansız, eşyasız rüyalarım olduğunu. Sokaklarda akan kanla gökyüzünün renginin bir olduğu o zifiri karanlığı. Çığlıklar kulaklarımı parçalıyordu. Bir şey yapamıyordum. Hanımın “senden razıyım” diye bağırdığını duyuyordum. Merhumeye haklarınızı helal ediyor musunuz?
- helal olsun.
- ediyor musunuz?
- helal olsun.
- ediyor musunuz?
- helal olsun.
Kollarımdan çekiştiren o askerler olmasa, o askerler hiç olmasa karanlık rüyalar musallat olmazdı. Şu an çocuklarımın sesleriyle kulaklarımı doldururken hanımın getirdiği dumanı üzerinde ıhlamuru içiyor olabilirdim. Bu kentin diğer yüzünü bilene kolay kolay rüya görmek nasip olmaz. Çocukların kanının rengini unutmak elzemdir. Yaradanın da vardır bir bildiği.

4 Ekim 2015 Pazar 1 comments

Herkes

Farklı bir şehre taşınıp da tüm tanıdıklardan azade yeni bir hayata başlamanın en zorlayıcı kısımlarından biri de yeni tanışılan kişileri eskilere benzetmek. Seni eteğinden tutup geriye doğru çeken geçmişin hayaletlerine rağmen karşıdakinin biricikliğine inanmaya kendini zorlamak. Daha da fenası eskilerin yüzlerinin görülmeye görülmeye silinmesi ve yeninin eskiyi işgali. Ve herkesin böylelikle birbirine benzemeye başlaması. Bu şehre ilk taşındığım günlerde sokakta gördüğüm insanları eski tanıdıklarıma benzetmek bana muziplik gibi gelmişti. Kendimi az biraz da kınamış, her şeyi arkada bırakmanın hakkını veremediğimi düşünmüştüm. İş yerinde tanıştığım insanları hatırlamak için de eskilerden destek alıyordum. “Kırmızı ruj sürerse Aslı’nın aynısı olur.”, “Çenesindeki ben Hakan’ınkine benziyor.” gibi benzetmelerle Merve’yi Aslı sayesinde hatırladım, Murat’ı Hakan. Hatıraların üstüne basa basa ilerledim. İnsanların yüzleri yamuldu, başları ezildi, üstleri ayak izlerimle doldu. Yenilerin eskilerin yerini almasına da müsaade ettim. Her şeyi bırakıp gitmeyi beceremediğim çok açıktı. Ailemi özlüyordum. Şehrimin aşina olduğum yüzlerini özlüyordum. Bu özlem beni birilerini birilerine benzetmeye daha da fazla zorluyordu. En sonunda ise kimseyi kimseden ayırt edemez hale geldim. Bir sonra gördüğümün öncekini andıran bir tarafı mutlaka oluyordu. Ya burunları, ya saçları, ya elmacık kemikleri, ya dudakları benziyordu. Böyle böyle tüm yüzler saydamlaşıp üst üste bindi ve tek bir kişi oldu. Arkadaşlarımın ve ailemin yüzünü unuttum. Aynada kendimi tanımakta zorlanıyordum. Görüp görebildiğim herkesin benzediği o tek yüzdü. Ben de dahil herkes aynı surete sahipti sanki. Sokağa çıkmak işkence haline gelmişti. Sağda solda tek tük tanıştığımız insanlar çıkıyor, beni durdurup kırgınlıkla neden selam vermediğimi soruyorlardı. Kan ter içinde uyanılan kabuslardan bir farkı kalmamıştı hayatımın. İşi bırakmak zorunda kaldım, evden çok mecbur kalırsam çıkar hale geldim. Ama böyle yaşanamayacağı çok açıktı. Paramın suyunu çekmesine yakın, bir doktora görünmem gerektiğini anladım, en azından işe dönmeliydim. Bilgiç doktor birkaç tetkikten sonra aylardır yaşadığım dehşeti hesaba hiç katmadan latince bir isim uygun gördü rahatsızlığıma. Ve yaşayacağım dehşeti de hiç hesaba katmadan bunun bir çaresinin olmadığını söyledi. Onda da diğerlerinin aynısı bir burun, aynı bir çift göz ve aynı bir dudak vardı. Ama nedense Hakan’a benzediğini hissediyordum. Onu hatırlayınca içim burkuldu. Aslı’yı hatırladım. Çocuğu hatırladım. Hepsinin görüntüsü birbirinin aynısıydı, salonumuzda birbirinin aynısı iki insan sarılıyordu. Benim Aslı’m hangisiydi, Hakan hangisiydi bilmiyordum. Kalorifer peteğinin dibine çömelmiş bir çocukla göz göze gelmiştik. Çocuk gözlerini annesinden almıştı. Gözyaşlarını benden belki. Çıt çıkartmadan ağlıyorduk. Aslı’nın çocuğun orada olduğundan haberi yoktu belli ki. Beni de kapıyı çekip çıktığımda fark etmişti. Boş yere arkamdan koşmuştu, ama ben arkamdan koşan Aslı mıydı Hakan mıydı bilemiyordum şimdi. Aslı’ya sarılan ben miydim, ağlayan Hakan mıydı? Kapıyı çekip çıkan hangimizdi? Bunu bilmeme imkan yoktu. Bu şehre kendimi de geride bırakıp gelmiştim. 

Not: Ek zorluk kullanılmamıştır
1 Ekim 2015 Perşembe 0 comments

Narkissos

Şu kurşun geçirmez çelik duvarları görüyor musunuz? Onları ben çektim etrafıma, dört duvarlı bir insan oldum. Bazınız dört köşe mi oldun diyebilir, ama hayır öyle değil. Tüm gün duvarların içinde büzüşüp oturuyorum yalnızca. Hiçbir duvara güvenmiyorum. Büzüşmeye güvenmiyorum. Oturmaya güvenmiyorum. Bu kadar.



Popüler Yayınlar

Blogger tarafından desteklenmektedir.
 
;