28 Mart 2015 Cumartesi 0 comments

Sukûtu Hayal

   Bir ilan görüyorum, eskiden olsa gazetede derdim ama hadi gerçekçi olalım internette saçma saçma vakit harcarken karşıma çıkıyor. Mars’a gidip bir daha dönmeyecek insanlar aranıyor ilanı gibi ilgi çekeceği düşünülen bir ilan. Bizi güldürmek için şişko kedi resimleri paylaşan sitelerden birinde gördüğüm bu ilan karşısında kaşlarımı kaldırıyorum ve acaba gerçek olabilir mi diye içimden geçiriyorum. Bunu anlatmak çok garip aslında bir döngü çünkü bu, bu anı hep hayal etmiştim, karşımda o ilanı görünce de o anı hep hayal etmiş olduğumu düşünüyorum. Muzip bir başlık: Dünyanın En Cool İnsanı Olmak İster Misiniz. İsterim isterim. Ama nasıl? Dondurularak! Bilim insanları bir yolunu bulmuş bilirsiniz onlar aklımıza hayalimize sığmayacak yollar bulurlar ama bu seferki bir hayale sığmış olduğundan o kadar da ahım şahım sayılmaz. Yine de haberi okurken kalbim güm güm atıyor. Bilim insanları bir yolunu bulmuş ve sizi dondurarak hayatta tutmayı başaracaklarını iddia ediyorlar. Belki bin yıl, belki beş milyon. Kıyamet kopana kadar ya da uzaylılar dünyayı ele geçirene kadar ya da ya da akıllı robotlar insan neslini yok edene kadar.
   Tabi ki haberin doğruluğuna hemen inanmıyorum. Bir araştırmacı inceliğinde Google’a MAN FROZE SCIENCE gibi anahtar kelimeler girip biraz da İngilizce’min zayıflığına hayıflanıp popüler haber sitelerinde ipuçları aramaya koyuluyorum. Çok uğraşmadan karşıma bir bir çıkıyor aynı haber. Üç adet vesikalık, bir adet motivasyon mektubu ve CV göndermek gerektiğini anlıyorum. Kaybedecek hiç vaktim yok. Oradan buradan aşırıp bir CV hazırlıyorum. Acıların çocuğu bakışı attığım üç adet vesikalık buluyorum ve İngilizce bilen bir arkadaşıma yalvar yakar mektubumu çevirttiriyorum.
   Sevgili Beyfendi veyahut Hanımefendi. Yedi Uyurlar’ı bilir misiniz? Çocukken bir filmde izleyip ne kadar etkilendiğimi size anlatabilmem olanaksız. Yemliha’nın ya da İamblicus’un uyandıktan sonra şehri gördüğü andaki dehşetine, elindeki paraları beyhude yere harcamaya çalışmasına şahit olmayı, hatta bizzat o olmayı o kadar isterdim ki. Ayrıca bugünün keşmekeşinden ve diğer dünyanın bilinmezliğinden uzak uzunca bir ömrü kim istemez? Bir kere var olduktan sonra yok olmayı dileyemiyoruz. Fizik kuralları değil bu sınırı koyan. Ne olduğunu siz sayın araştırmacı daha iyi bilirsiniz benim kafam almıyor pek. Yok olmaya en yakın hali keşfettiniz siz, omuza binen tüm sorumluluklardan azat edilme şansını ve yok olmaya en yakın haldeyken azar azar ölme umudunu verdiniz. İngilizce öğrenmem gerekmeyecek, notlarımı yüksek tutmaya çalışmam, anne babamı gururlandıracağım diye beyhude yere didinmem, dişlerimi daha iyi savaşmak için bilemem gerekmeyecek. Dahası var, benden aile kurmamı, çocuklar büyütüp onlardan da bunları beklememi bekleyecekler. Sonsuza kadar küçülen matruşka bebekleri gibi. Amaçsızca amaçlar edinmemi isteyecekler. Ben işte o bebeklerin en küçüğü olmak isterim. Hey millet benden bu kadar deyip uzunca süre uyumak isterim, üstelik komadaki bir hasta gibi etrafımdakilere maddi manevi külfet vererek uyumak değil. Beni seçmeniz için neler neler yaparım.
   Bundan sonrası hatırlanacak gibi değil. Büyük bir zaferle seçilişimi kutluyorum, yanlış anlamadıysam başvuranlardan en zavallıları seçmişler, on kişi. Başımıza neler gelebileceğine dair uzun uzun seminerler verdikten sonra bizi mavi tüplerin içerisine koyuyorlar.
SON


12 Mart 2015 Perşembe 0 comments

Topaç

 Tutunacak bir anı seçiyorsun. İyi ya da kötü. Benim örneğimdeki kötü olacak mesela. Ailece boğulmak gibi. Her şeyi yaşayacaksın. Hayal ettiğin ve etmediğin her şeyi. Sonra çakmağın küçük çemberlerini çevirir gibi bir şey olacak. Çıt çıt. Bir bakacaksın deniz boyunu tekrar geçmiş. Çırpınıp durmuşsun, baban denizin başka bir yerinde boğuluyor. Gerçek dünyalar ve alternatif dünyalar. Kafana sığmayacak. Kafan küçük kaldı çünkü, o sene dördüncü sınıfa geçiyordun. Seneye üniversite dörde geçecekmişsin kim, nasıl bilebilir bunun doğru olduğunu. Çıt çıt. Elinde bir şey olacak, bir beyaz karanfil, bir hırka sürekli birbirlerine dönüşecekler. Hangisi gerçekten elinde? Bileğinde bir bileklik, belki boğulurken de oradaydı. Seni görsünler diye kaldırdığın elinin incecik bileğinde. Ama bu mümkün değil, üniversite üçe geçiyordun parıl parıl taşlarla bileğin süslendiğinde. Ya da mümkün, çünkü çıt çıt başa sarıyordu her şey. Her şey başa sarınca insanlar sorun oluyordu. Ne zamandan beri varlardı. Sen öldükten sonra seninle nasıl tanışmış olabiliyorlardı. Aklımıza sığmıyor böylesi. Açıklama bulamayınca dahi başa sarıyoruz. Çıt çıt. Durduğun yeri yabancıla. Çıt çıt. İğretilik hisset. Çıt çıt. En arkalara otur. Çıt çıt. Eve koş. Çıt çıt. Konuşma.
 Bunlar yetmez gibi sesler duyuyorsun. Kafanın içinde olduğuna emin olduğun. Bir yerlerde duymuşumdur bir yerlerde okumuşumdur diyorsun. Ama bunun doğru olmadığını da biliyorsun. Bir adamın Rexx sinemasının tarihçesini söylev verir gibi anlattığını bir yerlerden duymuş ya da okumuş olabileceğine inanmıyorsun. Bir genç kız ve yaşlıca bir adamın anlaşmazlığa düştüğü bir konuya yabancı olduğunu biliyorsun. Mercek altına alma takıntın kendini incelemeye döndüğü için böyle. İçindeki konuşmaları ve rüyalarını yazmaya kalkışan acemi bir araştırmacısın üstelik (çıt çıt) yaşında da ölmüşsün.

Popüler Yayınlar

Blogger tarafından desteklenmektedir.
 
;