19 Ekim 2014 Pazar 0 comments

Nasıl Tamamen Yok Olunur

Elinde bir şey var. Adını ben ne koyarsam o. Kalem diyebilirim. Bir harita. Bir salkım üzüm. İmgeleyebilmek için çok uğraşıyorum. Beceremeyeceğim. Kelimeler hassasiyetle seçildi. Şarkı bitti. İki adacık. Biri küçük biri büyük. Çiziklerden bir şey akıyor. Kan? İrin? Bu bir bilmece değil. Kimse okumayacak. Ben dönüp dönüp hatırlayacağım. Değer bilmeyen her şeye sahip o kız. Elinden her iş gelir. Ama hiçbir şeyi beceremediğini söyler. 

Odamda meyve sinekleri. Onlara bile kıyamıyorum. Hayvanlara fazla merhamet gizli bir sadizme işaret diyorlar. Kimbilir nereden duydum. 

Bitiyorum. Pardon, bitiriyorum. Ne doğru düzgün gizlenebildim ne de anlatmak istediğimi anlatabildim, anlatmak istediğim bir şey yoktu aslında anlatmak istediğim bir şeyin olmasını bekledim ve bir şey anlatmak istemiyormuşum bitiyorum pardon bitiriyorum. Annesine koşan tiplerden değildim burada sözü Bowlby'e bırakmak istiyorum. 


17 Ekim 2014 Cuma 0 comments

Sıfır

Bazen konuşasım değil ama anlatasım geliyor. Konuşmayı zaman zaman bir zul olarak görüyorum
-okul nasıldı
-iyi
-sen nasılsın
-iyi
 Zihninde ne söyleyeceğin belirlenecek de beynindeki adamcıklar birbirlerine hızlı hızlı emirler yağdıracak da, hangi kelimelerin kullanılacağı seçilecek de, ağız, dil, ses telleri filan seferber olup hazırlanan cümleyi normal cümle düzeninde sese dönüştürecek. Birsürü iş yani.
 Oyun oynuyorum ara ara. Bir arkadaşımın dediği gibi gerçek hayatta alamayacağım riskleri oyunlarda alıyorum, boyuna ölüyorum. Rüyalarımda iyi şeyler oluyor gerçek hayatın nötrlüğüne bir tepki olarak sanırım. Hep aynı şeyler, gerçek hayatı diyorum. Git gel yüz adım. Evden okul elli beş dakika. Okuldan ev de aynı. Küçük şehir özlemine tutuldum. Günde iki saatimi kurtarabilseydim daha uzun bir ömür yaşamış olurum. Yol hayata dahil değil. Hayat da bir yol dersiniz kesin. Ama metrolarda ıkış tıkış gitmekten biraz farklı dersiniz. Doğru. Ne diyeyim. İş saati gidiş dönüşleri dışında metro metro adabını bilmeyenlerle dolu. Kendini kuş sanıyordu sanırım iki kolunu açarak yürüyen merdivenin ortasında dikilen adama pardon geçebilir miyim diyemezsiniz ehlilleşmemiş gagasıyla parmağınızı koparabilir. Ne bileyim sevgilisinin elini sırat köprüsündeymiş gibi bir panikle tutan kadına da pardon geçebilir miyim diyemezsiniz. Acelesi olanlar mardivanı kullansın allam yarabbim filan diyebilir üstelik unutmayın demokrasiye göre ikiye bir haksızsınız. O sırada “Yürüyen merdivenlerin sol tarafını boş bırakın” gibi bir anons imdadınıza yetişmezse tabi ki.
Modernizm eleştirim metro trendine ayak uyduramayan insanları –ve bir kuşu- eleştirmeye dönüştü. Çünkü ben de modern bir insanım. Neredeyse her gün aynı pantolonu giyiyor olmam dışında ki bununla anlamsızca gurur duyuyorum. (Yazının akışıyla alakasız: Kulaklıklar kulağımda takılı kalmış bari müzik dinleyeyim)

 Yaz tatilinde Fransızca öğrenmeye başladım. Çünkü yüksek lisansa kabul alabilmem için İngilizcemin iyi olması gerekiyor. Ha ha. Ve sürekli bir gerileme halindeyim. Her şeyde. İngilizcede, Türkçede, iletişimde, arkadaşlık ilişkilerini sürdürebilmekte, ailevi ilişkileri sürdürebilmekte. Her şeye olumsuz bakabilme gücüme bayılıyorum, kendime sanal bir depresyon üretip odamı filan dağıtıyorum. Halbuki inanmazsınız belki ama mutluyum. Kuşumdan sanki çocuğummuş gibi bahsedip ne kadar zeki olduğuyla övünüyorum. Elime bedava ve orijinal oyunlar geçiyor. Derslerim hafif. Ben hafifim. Ama eksilerle artılar birbirini götürüyor, belki de yanlış işlem yapıyorum allah bilir, ne anlarım matematikten. Sadece işte bu nötrlük beni mahvediyor. Her gün aynı. Ne tür bir farklılık beklediğimi de bilmiyorum. Ah hepsi şımarıklıktan. Neyse hiçbirini yazmadım hiçbirini okumadınız.
3 Ekim 2014 Cuma 0 comments

Nektar

 Yeni bir papağan aldık. Ona durup durup sen aşırı şirin bi şeysin demeyi çok seviyorum -tabi ki adnan oktar vurgularıyla!- Henüz evcil değil, papağanlar doğada tek eşli oldukları için sadece bir kişiye bağlanırmış şimdiye kadarki tüm kuşlarımız için o kişi babam oldu ama bu sefer sürü liderliği rolünü ona bırakacak değilim. Bizimki baya ilgi bekleyen bir tür olduğu için benim gibi bol bol vakti olan birine bağlanması onun ruh sağlığı açısından da daha iyi olacak. İşin aslı bu kuşla beraber -unutmadan adı Nektar- içimdeki anaç duygularımın uyandığını hissediyorum. Günde üç dört öğün elle meyve yediyorum, hele bala bulanmış meyvelere bayılıyor. Henüz ele gelmeye alıştıramadım ama son iki gündür kafesten çıkabiliyor. Dün üşenmedim ve onun için T tüneği yaptım, tüneği yapabilmek için testereyle beraber taşlama makinesi bile kullandım (yanlış alet seçimi aslında hehe) tüm koridor talaş doldu, ağzım gözüm, üstüm başım. Ama zerre yüksünmedim, ben bir anne kuşum ve yavrum için yuva yapıyorum. Dün tüneği bitirdikten sonra Nektar'ı ona çıkmaya ikna edememiştim. Tabi ki bir miktar hayal kırıklığını cebime koyup ertesi günü bekledim. Bugün aramızda ilk elektriklenme gerçekleşti sanırım. On beş dakikaya yakın onunla tatlı tatlı konuştum. Kafesin kapağını açtım ve bilgisayarda oyun oynamaya başladım. Bir yarım saat sonra kendiliğinden dışarı çıkıverdi. Sonra tüneğe çıkması çok da zor olmadı. Koşullamayla ilgili bilgilerimi kullanıyorum, neyseki bala hemen tav oluyor. Canım benim, ay nasıl seviyorum. İnşallah sevgimi karşılıksız bırakıp da hayırsız evlat olmaz. Şeklini şemalini merak edenler için: https://www.google.com.tr/search?q=rainbow+lorikeet&espv=2&biw=1100&bih=928&source=lnms&tbm=isch&sa=X&ei=9_ouVIPAD_Su7AaVi4C4BA&ved=0CAYQ_AUoAQ


Popüler Yayınlar

Blogger tarafından desteklenmektedir.
 
;