22 Mayıs 2014 Perşembe 0 comments

iki ters bi düz

Not: fark edeceksinizdir ki bu bir öykü değil.

  Değişen jenerik şarkıları. Her şarkıyı bir başkasına benzetiyorsun. Her insanı bir başkasına. Şarkılar yedi nota, insan yedi iklim. Zihnim bana basit görünüyor. Nefsim geceleri yemek yemeyi seviyor. Fedakarlık yapmayı abartmayın. Aç kalmak pahasına yemeğinizi aynı çocuğa vermeyin. Şirin bile değil üstelik. Pasaklı filan. Elleri kömür karası, üstü başı dağınık.
   Bedenimin kusurlarını ben çekiyorum. Minik minik askerler var ve bunların oluşturduğu birliğe hormon deniliyor. Komuta nasılsa sen öylesin. Serotonine muhtaç ya da fazlalığından muzdarip. Tiroidi baskılanmış ya da düzeni bozan başka bir halt. Her neyse. Ben yok. Organizma var. Hey.
   “Merhaba arkadaslar ,paris ten brüksel e nasıl gidebiliriz en uygun sekilde ve brukselde ucagımız charleroi havaalanı oraya da ulasımı nasıl saglayabiliriz ,tesekkurler” Hiç böyle bir soru sormak zorunda kalmadım. Bu ve bu gibi yüzlercesinin sorulduğu bir grubun sıkı takipçisi olmamı neye yormalı?
   Kibrin zerresi. Kibrin zirvesi. Ne fena. İnsan zayıflığını kabul etmedikçe kibirleniyor. Pek suni. Nasıl da zavallıyız.
   Bir ödevle uğraşırken yaşadığımı fark ettim. Bir aydınlanma gibi değil. Merdiven tırmanır gibi. Merdivenin üst basamaklarından manzaranın nasıl görüneceğini biliyordum, uçsuz bucaksız bir ufuk. Belki günbatımı sarısı. Belki biraz hanımeli kokusu. Ama adımımı nasıl atacağımı bilmiyordum. Ya da manzarayı görüp görmek istemediğimi. Bunları çözdüm de sayılmaz. Hükümdarı olduğum bir diyar var ve küçük prense gönderme yapmayı gerçekten istemiyorum. Gerçekten yaşayıp yaşamadığımı hâlâ daha bilmiyorum. Başladığım yarım kalıyor. Midas’ınkinden farklı bir lanetim var. Dokunduğum her şey



Popüler Yayınlar

Blogger tarafından desteklenmektedir.
 
;