29 Ocak 2014 Çarşamba 0 comments

15 Tatil

Bana ne var ne yok dediğinizi varsayıyorum. Şöyle ki tatile gireli bir miktar süre geçti. Zaman kavramımı yitirdiğim için gün sayısı hakkında bir bilgi veremeyeceğim, malesef. Gün annemin sabahları hadi uyanın'larıyla erkenden başlıyor. Neden erken uyanmak zorunda olduğuma kafa yoracak kadar kafam olmuyor sabahları, uyanıyorum. Kahvaltı en sevmediğim öğün. Hiç sevmediğim öğün. Yarın yine yapacağımızı hatırlayıp tekrar hüzünlendim. Annem "Bir dilim daha yiyeceksin!" "Kuş kadar yemişsin o ne?" "Al bakayım" cümleleriyle üzerime titriyor. Nerdeyse yirmi yaşındayım! Dün de bilgisayar oynadığım için beni babama şikayet etmekle tehdit etti. Söylememe gerek var mı? Tatillerden hiç haz etmiyorum.
"Felsefe nedir?" isimli bir kitap okuyorum. Bence öztürkçeci çevirmenleri dövelim. Kitap yeni başlayanlara göre zaten ağır, ismine aldanmayalım lütfen, bir de çevirmenin kullandığı kelimeler... ühühü :(
Pazar günü nasip olursa taşınacağız. Geçen haftasonu taşınacağımızı sanarak her şeyimi çuvallamıştım. Yeay! Okula yürüyerek gidip geliyorken bundan sonra en az iki vesait yapmam gerekecek yaşasın! Müzik dinleme sürem uzayacak ve belki ben bu süreçte yeni şarkılar keşfetmiş olacağım ve mükemmel bir müzik kültürüm olacak! Ya da yolda ders tekrarlarını dinleyebilirim, kimbilir dört ortalamaya bir vesile olur. Hmm kendimi başka nasıl kandırabilirim? Aa evet eğer üç vesaiti göze alırsam vapur keyfi yaparım. Fotoğraf çekerim ve instagram'da layklar alır. Martılarla arkadaşlık kurarım ve çıkar ilişkileri nasıl olurmuş onu öğrenirim. Ders aralarında annem eve gel diye tutturmaz, gözetim altında yemek yemek zorunda kalmam. Iyi iyi. Cidden kendimi ikna ediyorum vay bee.
Şimdi kitaba geri döneceğim ve bir cümleyi üç kere okuyup anlamadığım için sinir krizlerine gireceğim. Tschüß!


21 Ocak 2014 Salı 0 comments

Savelus

Tırnaklarımı kesmeyeli yıllar oldu. Geceleri bir ağaç kovuğunda uyurum. Atalarımız ağaca ve anneye aynı kelimeyi uygun görürlermiş eskiden. Ama şimdi değişti. Anneler ağaçlara benzemek istemiyor pek. Ayrı kelimeler bulmak zorunda kaldı dil bilimciler. Kimseyi suçlayamam. Iyi oldu ya da kötü oldu da diyemem. Annemi tanımıyorum. Ama ağacımı tanıyorum. Halkalarını sayacak olsam dört yüzü geçer. Kökleri kalın damarlar gibi toprağın üstüne bile çıkmıştır. Kış onun ziynetlerini eteklerine düşürttürdüğünde bile azametinden hiçbir şey kaybetmez. Bu yönüyle bir babaya benzer. Ama bizde baba kelimesi başından beri ayrıdır. Daha önce bir ağacı babaya benzeten olduysa da haberim yok. Benim sözlüğümde üçü aynı anlama geliyor. Halkımınsa bu fikre alışacağını sanmıyorum.
Civardaki en yaşlı ağaç benimki. Doğduğumda kendimi burada buldum. Etraf köylerden beni görmeye gelenler olmuş, bir kahin benim diğer dünyadan gönderilen bir kurtarıcı olduğumu görmüş rüyasında. Uyanır uyanmaz yola çıkmış ve kimbilir ne zaman sonra yanıma ulaşmış. Beni himayesi altına almış ve bana kurtarıcı anlamına gelen Savelus adını koymuş. Buhurdanlarla minik bedenimi sarmalamış ve kulağıma dualar fısıldamış. Kahin pek yaşlıymış, çok yaşamamış. Yapayalnız kalmama rağmen ağaç bana hürmet ediyor bir gün elma verdiyse diğer gün muz veriyormuş. O günleri bir rüya bulanıklığında hatırlıyorum. Kaşındığım zamanlar dereye inerdim. Yaşıtım çocuklar dört bir yana kaçardı. Anneleri gözlerini kocaman açarlarsa daha iyi görebilecekmişler gibi iri iri gözlerle bana bakardı. O zamanlar da bana hayran olduklarını anlardım.
(devamı olabilirdi, ama şimdilik yok)

8 Ocak 2014 Çarşamba 0 comments

Tahakküm

Gerçeklerden hoşlanmıyoruz. Sıklıkla kaçıyoruz. Sıklıkla hayal dünyasında yaşadığımız gerçeğinden kaçıyoruz. Bunun yerine psikolojik terimleri kullanarak dünyayı tüm kognitif sistemimizle algılıyoruz, bu sisteme hayallerimiz ve rüyalarımız da dahil derdim. Belki karizmatik olsun diye hayal değil de utku derdim, rüya değil dream ve de. ingilizceye dönerdi mesele aklıma ingiltere gelirdi ne gerek vardı şimdi niye durduk yerde aklıma ingiltere gelsin filan kafam karışırdı. Halbuki ben seni kıbrıslısın sanıyordum. Halbuki gece yaratıkları konusunda o kadar ciddiler :(
Martılara simit atarken telefonum denize düştü. Vapur ilerledi ben dalgalara baktım. Üzüldüm ne yalan söyleyeyim. Martılara simit atarken telefonum düştü. Bir martı onu yemek sanıp gagasıyla yakaladı, sonra beğenmedi vapura attı. Telefon yere düşüp çat kırıldı. Üzüldüm. Martılara simit atarken telefonum düştü. Martının biri onu kaptığı gibi avcuma attı. Hop yakaladım. Niye düşüyor? Bu benim hayalim ama neden bu kadar güzel bir günde telefonumu düşürüp duruyorum? Neden ellerimi yüzümün arasına alıp teselli edilmeyi bekliyorum? Akıl sır ermiyor. Saçma. Boşalt üst katı. Soğuk bir gün olsun mesela. Eldiven giymeye de bir bahane olur hem. Üst katı özel tutmuşuz gibi. Hava güzel olsun ya da. Kaç kişi sığacaksa o kadar akbil basmış olalım. Pek de zenginiz hani. Tatlı tatlı rüzgar esiyor. Telefon cebimden çıktı ve puff. Hayda! Yine düşürdük. Yine oturdum mutsuzlaştım. Maddi bir şeyle kurduğum bağı da sorguluyorum. Aklıma batan gemide eşyaları olan adamın buna sevindiği hikaye geliyor. Daha doğrusu gemi battığı için üzülmediğine sevinen adam. Batmadığını öğrenince de buna sevinmediği için sevinen adam. Of Allah'ım. Ben telefonum battığı için üzülüyorum, buna üzüldüğüm için de üzülüyorum. Ikinci üzüntüm daha ulvi gelince seviniyorum. Sonra buna sevindiğime üzülüyorum. Sonsuza kadar böyle devam edebilirim.
  Toparlan kızım bu senin hayalin. Bir rüzgara boyun mu eğeceksin? Elinde simidin var. Yalnız da değilsin. Bu senin hayatının en mutlu günü olsun. Parmak kenarların yara değil, dudakların çatır çutur çatlamamış. Yüzünde ufacık bir sivilce izi var, hepsi bu kadar.
  hayallerime tahakküm kuramıyorum. deyip işin içinden sıyrılacağım çünkü sıkıldım.


Popüler Yayınlar

Blogger tarafından desteklenmektedir.
 
;