31 Aralık 2013 Salı 0 comments

Taklit

Ne korkunç şey fark edilmek. Her şeyde bi sanatçılık taklidi. Bakın ben ağlıyorum ama ağlarken bu yamulmuş suratımı nasıl tasvir edeceğimi düşünüyorum. Acının yüzümdeki akislerini çizecek kelimeler buluyorum. Kırışmış göz kenarlarımı kurumuş derelere benzetirsem özgün olmayacağından kaygılanıyorum. Ağzımda köpükler olması çok özel geliyor, diyorum ki bir kuduz köpeğe benzetirim halimi, güzel de bir neden bulurum kuduz olmamanın imkansızlığına dair. Bir de köpüklerin dişimi bir sonsuzluk içindeymişim gibi uzun uzun fırçalarken oluştuğunu söylersem harika olur diyorum. Bu ağız kirli, tüm azalar gibi günahlarımın şahidi. Azalar benim değil, günahlarım benim. Bu çirkin yüz benim değil, ama güzellerin yüzlerinin onların olduğunu düşünmeden de edemiyorum. Kirler gitsin, kırıntılar, lekeler... Diş etlerim kanasa çok edebi olur diyorum ama kıyamıyorum. Canım yanar ne gerek var çok istiyorsam kanadığını yazarım olur biter diyorum. Anlaşılan artık yazamayacağım. Foyamı ortaya çıkarttım. Nasip. Ki nasip benim şu aralar en çok kullanmak zorunda olduğum bir kelime. Kadere inanmak ne büyük nimet. Hamd.
Şimdi arkama bakmadan kaçma isteği getiren sınavlara çalışmam gerek. Bir de hikaye yazma ödevim var ve ben benden taklitçi dışında bir halt olmayacağını anlayalı çok oldu. Çüüüz.

28 Aralık 2013 Cumartesi 0 comments

Gnlk

beşinci saniyeden sonrası allah'ım nolur gözlerim kapanmasın karşımdakine çok ayıp olacak lütfen gözlerimi kapatmayayım dualarıyla geçti. Göz göze gelmekten kaçındığım için dönerci teyzenin göbeğinden istedim yarım ekmeği. Sesim çıkmaz diye bağırarak konuştum insanlarla o halde de duyulmadım. Otobüste yanımdaki tanımadıklarla beraber aynı kitabı okuduk. Bir ninni öğrendim. Bebeklerin de burnunun büyük olabildiğini gördüm. Tanımadığım bir iki insana pardonacabaneredenakbildoldurabilirim sorusunu yönelttim. Otobüsün zeminine kıvrıldım. Üstümü çiğnediler. Bir kadın koluma girmeye çalıştı ona kötü kötü baktım. Gözlerim kapanıyordu. Uykum yoktu. Göz kapaklarım büyüyordu büyüyordu büyüyordu ve gözlerimi hapsediyordu. Allah'ım lütfen gözlerime bakarak konuşulurken benimle kapanmasınlar dedim. Çünkü ayıp olurdu. Çünkü yakışık almazdı. Çünkü kimbilir ne düşünürlerdi. Çünkü ben bağlaçları severdim. Çünkü ödev yapmıyorum. Çünkü göz kapaklarımın dünyayı sarma amacı var. Istersem bana ninni de söyler. Başımı okşar belki ben yatağımda yatıyor olurum. Ninni söyler misin bana derim. Nedenini sorar mı? Sormasın. Bugün benden en az on beş yaş büyük bir teyze bana hocam dedi. Asgari on altı yıl yaşlanmış oldum bir günde, bu beni rahatsız etti derim. Yanımdaydın görmüşsündür muhakkak derim. Gördüm der mi? Camdan dışarı baktığı bir ana denk gelsin. Elma yiyor olduğu için çenesinin gıcırtılarından kadını duymamış olabilir. Hem duymasa ne çıkar yalan söyleyecek değilim ya. Kendimin bile anlamadığı cümleler kuruyorum. Yastık her halükarda ıslanacak. Az acılısı tercihimiz.


27 Aralık 2013 Cuma 0 comments

YAŞ

  Masanın altında dizlerimi çenemin altına çekmiş oturuyorum. Burası benim yerim. Güvendeyim, bulunacak olursam buradan çıkarım; yerimin bulunmasına izin vermem böylece başka zamanlar da köşeme saklanabilirim. Keyfim yerinde mi? Sanırım değil. Mutfaktan çikolata kaçırdım, annem yetişemeyeceğimi sanarak üst çekmeceye kaldırmış tüm abur cuburu. Bana işler mi, işlemedi işte. Çikolata biraz erimiş, parmaklarıma bulaştı, kesin ağzımın kenarlarına da bulaşmıştır. Yetişkinler yüzlerine bulaştırmadan nasıl bir şeyler yiyor anlayamıyorum. Yemek yerken annemi izlemiştim, aynen onun gibi yedim ama yine de ağzım kirlendi. Olsun, peçeteyle silerim. Masanın altında oturuyorum, çikolatanın pakedini yere attım. Gözümün altındaki ıslaklığı silmem gerek, elimin temiz yerlerini gözlerime sürdüm. Bir de hıçkırık tuttu ki nasıl. Bu sesle duyulurum, bulunurum. Nefesimi tutsam? Boğazım da acıyor. Gözlerimin altı tekrar ıslandı. Tüm bunları durduramıyor muyuz? Bekliyorum. Annem beni arıyor, sesi sinirli geliyor. Sesi beni buldu annem bulamadı. Masanın altından çıkıyorum. Annem kapıda, göz göze geldik. Gülüyor. Sinirli sinirli gülüyor. “Yüzünü yıka” diyor. Omuzlarımı silkiyorum çünkü yüzümü yıkamak istemiyorum. “Peçeteyle sileceğim” diyorum. İnatçı olduğumu biliyor, tartışmaya başlasak ben kazanırım. Vazgeçti üstelemekten. Odamı toplamamı buyurdu, bunun içinmiş evde yana yakıla beni aramasının nedeni. Boyumun çoğu dolaba yetişmeyeceğini söylemedim, “çikolataya yetiştin ama” diyebilir. Zaten yapacak işim de yok, oyun oynayamam; oyuncaklarımı misafir çocuklarına hediye etti hep. Arkalarından ağladığımı biliyor, ısrarla her şeyimi dağıtmış olmasına anlam veremiyorum. Zaman zaman evlatlık olduğumdan şüpheleniyorum, bir iki kere sormaya yeltendim ama çocukluk yapmaktan vazgeçmem gerektiğini söylediler. 
  Bugün benim doğum günüm; büyümeye bayıldığımı söyleyemem, ama doğum günlerine bayılıyorum. Mum üflüyorum, pasta yiyorum. Hediyeler alıyorum. Belki kitap, kıyafet filan değil de oyuncak almışlardır bu sefer. Elbisesi değiştirilebilen bir bebek mesela. Yanında bebek arabası… Ay ne kadar güzel olurdu! Büyüyünce ona ciciler de dikerdim. 
  Doğumgünü kutlamasını düşünürken odamı toplamak kolay oldu, işim hemencecik bitti. Kapı çalıyor, babam olmalı. Koşa koşa açtım kapıyı, tahmin etiğim gibi elinde pastane poşeti var. “Önce yemek yiyeceğiz.” diyor annem. Pekala, o kadar bekleyebilirim. Bir an önce pastaya geçebilmek için yemeğimi hızlıca yedim. Annem herkesin tabağını bitirdiğinden emin olduktan sonra pastayı masanın ortasına koyuyor, mumları pastaya ben yerleştirmek istiyorum. Poşetin içinden yalnızca bir tane mum çıkıyor. Hakaret eder gibi. Yalnızca bir tane! Hayal kırıklığına uğradım. Babama bakıyorum, gözlerim yaşarmış bile. “Ben bir yaşına girmedim” diyorum. Gülüyor. Sinirli sinirli gülüyor. “Yirmi dört tane mum almamı mı bekledin gerçekten?” diyor. Gözlerimin altı tekrar ıslanıyor. 
15 Aralık 2013 Pazar 0 comments

Taviz

  Karşıdan bir nokta geliyor. Bir küre. Hayır hayır bir füze! Dikkat et gözüne girmesin. Belin kıvraksa köprü yapar gibi arkaya kaykıl. Selam tatlı kız ben maykıl. 
 Bir konumuz yok evvela. Yer de yok. Olay da yok. Zaman da yok. Kişi belki olabilir. Kişiye izin verince diğerlerine de veresim geldi. Ne derler bilirsiniz, şu an kelimeyi hatırlamıyorum ama harfler itibariyle tahaküm gibi bir şeydi, birini istisna tutup ona normalde yapıldığı gibi muamele yapmamak gibi bir anlamı vardı. Allah'ım gerçekten hatırlamıyorum! Bir şey bir şeyi doğurur. Ney neyi doğurur? Anne çocuğu? I ı olmadı. Bu kelimeyi zihnimin derinliklerinden getirmeye çalışmayacağım. Geleceği varsa kendi gelir ve ben de ona tüm güler yüzümle kapıyı açarım. Ayak seslerini kolladığımı, ufak bir gürültüde kulaklarımın dikildiğini filan çaktırmam. "Ne zamandır seni bekliyordum" demem. Yapı dersiniz herhal, bir miktar ketum olduğum söylenir. Aslında kimse bana ketum demedi, bir iki defa ben kendime ketum dedim, hepsi bu. İlkokulda soğukkanlı derlerdi. Bilmiyorum bir alakaları var mı? Şiir okurken heyecandan titrediğimi fark etmemiş olabilirler. Acıklı kurgularda gözlerimin yaşardığını hele fark ettiklerini hiç sanmıyorum. Nereden nereye geldik öyle değil mi. Değil. Her şey her şeyle alakalı. Bir yere gittiğimiz de yok. Öyleyse bir yere de gelmedik.

  Özlemedin mi beni diye haykırasım geliyor. Di'li geçmiş zamanlı olumsuz soru cümlesi, olmadı. Pekala. Beni özlemiyor musun? Peki âlâ. Bizde günler yavaş geçiyor, aylar nispeten hızlı. Otuz gün var demem, bir ay var derim. Kardeşim bir yaş büyür ve ona hediye alırım. Bir kuş ölür ve ona mezar kazarım.
  Sınavlarım vardı bu haftasonu. Sırf para verdiğim için devam ettiklerim başlığı altında incelenmesi gereken bir durum da ikinci üniversite okuyor olmam. Eğlenceli olduğunu iddia ediyorum, yoksa sınav sorularını okumaya dahi üşenirim. Eğlenceli çünkü 5953 sayılı basın iş kanununun içeriği çok ilgimi çekiyor. Aklımda kalmış olsaydı bir şeyler yazardım, inanın sizi de engin bilgilerimle müşerref kılardım lakin unuttum gitti.


  Karşıdan bir kuş geliyor. Bu sefer eğilmenize lüzum yok. Bu cümlenin yanına zira'yla başlayan bir cümle yakışırdı, şunu yazarken fırsatı kaçırdık. Durun bunu yapmam gerek! Bu sefer eğilmenize lüzum yok. Zira azizim göz altı torbalarımız mütemadiyen şişmekte ve aile eşrafı tarafından uzaylı garayib mahluklara benzetilmekteyiz. Bir kuş yüzünden eğilecek olursanız, uzaylı olduğumuz üzerinde fikir birliğine varılır, bu size de ürkünç gelmemekte midir? 
  Anlatacak hiçbir şeyim yok, anlatacak bir sürü şeyim var ama anlatmak istemiyorum. Bu iki cümle karşımdaki için aynı anlama gelmeli. Görüştüğüm pek insan yok zaten. İşin aslı mecbur kalmasam bu sayı sıfıra filan inebilir, dürüst olup bire-ikiye inebilir demeliyim. Rabbim kız okula geliyor, yaşasın cumhuriyet! 
  Başta hatırlayamadığım kelimeyi de buldum: taviz. Taviz tavizi doğurur diyecektim. Şu an hafifledim, acayip hafifim; havalanıp uçmaya kalkalabilirim. Oh be. 
  Bu yazı da havada kalsın. Füzeler kuşları bombalasın. Ben de kuşları gömeyim.

Not: Başlığı yazıyı bitirdikten sonra koydum. 

Popüler Yayınlar

Blogger tarafından desteklenmektedir.
 
;