31 Ekim 2013 Perşembe 0 comments

Röbdoşambr, terlik, rüzgar.

 Hadi ya. Ya uzarsa boyun? Saçlarını kestirmek zorunda kalırsan? Fazla soru. Abuk subukluk sınırı. Parmak uçları. Uyuşuk. Acıyor. Rüyanda da bunu mu gördün sena? Soru işaretleri yoruldu. Noktalar durmak bilmez. Bilmiyor. Mantıklı olmamaya çalışıyorum öyleyse aynı anda başkentte ve burada olabilirim. Rapunzelleşmek, iyi manada. Belki uyuyan çirkinlik. Yapacak bir şey yok botokstan başka. Üzülüyorum. Masanın altına girip ağlıyorum, bazen koltuğun arkasına saklanıyorum. Ağzımın etrafı çikolata oluyor. Büyümüş insanların ağızları kirli olmamalı. Çikolatalı hiç olmamalı. Mandalinaları ekşi buluyorum. Durup dururken sarı elma yiyorum. Kendimi açlıktan öldürmeye karar veriyorum her gün. Parmaklar midemi bulandırıyor, kusamıyorum. Nefesimi tutuyorum, hayatta kalmaya çalıştığımı görünce kahkaha atıyorum, ciğerlerime hava kaçıyor. 

 Düzgün cümle yapısına sadık kalınan bir sohbette, hangi kelimeyi kastediyorsam o kelimeyi kullandıklarımdan, anneme hikaye yazdığımı söyledim. Aslında söylediğimi söylememin öncekiler kadar bile bir amacı yok. Biz de okuyalım dedi. Böyle diyor. Okursunuz dedim. Böyle diyorum. Naneli şeker belki boğazına iyi gelir, evde fularla dolaşmak istemiyorum ve o sarı hırkayla. Parmak uçlarım sızlıyor, annem nedenini biliyor. 

 Sülaymaniye'de cuma namazı. Sonra sulu olmasına rağmen kuru anılan fasulye. Yıllar yıllar geçti, bükülen belimden bunu anlamış olmalısınız; yaşlandıkça çirkinleştim. Çirkinlikten çirkinliğe bir yol var. Her şeyimi bir askıya asıp hafifçe uçmak isterdim. Devasa bir katalog düşlüyorum. Bakın burada bebekkenki görünüşü var. Ergenlikte burnu ve ayakları büyüyecek. İşte bu gördüğünüz çocukluktaki hali. Tamam bunu alayım. Ama yaşlılık fotoğrafına bakmadınız. Olsun, o kadar uzun kalmayacağım zaten. Umarım bir aksilik çıkmaz bazen oluyor duyuyoruz, kalacağınızı zannettiğinizden de fazla kalabilirsiniz. Olmaz olmaz. Ve bum! Allah analı babalı büyütsün. Amin. Kataloğu unuttuk. Süremizi unuttuk. Fenalıklar yapıyoruz. Fazla kalıyoruz. Geç oldu. Geç kaldık. 

 Şarkı sözlerine ağlamak. Ama önce gugıl tıransleytten anlamına bakmak gerek haha. Kendimi sürekli hissetmek zorunda olmak istemiyorum. Ne yapabilirim? Romanlar ve filmler bitip duruyor. Telefonun yeşil ışığı yanıp sönüyor. Becerebilseydim herhangi bir enstrümanı ağlatmak isterdim. Abimin eski gitarına yumruklar atıyorum, canını yakamıyorum herhalde ağlamıyor. Evet abim yok, takıldığın noktaya bak. 

 Böyle de havada kalsın bu yazı. Umrumda değil. 
18 Ekim 2013 Cuma 2 comments

7göller

Ankara'dan İstanbul'a dönerken Yedigöller'e uğradık. Aslında pek uğramak sayılmaz, yol işaretlerinin müthiş bilgilendiriciliği sayesinde ara ara anca bulduk. Ekmek arası bi şeyler yedikten sonra beraberce gezdik, bizimkiler yorulunca babamla ben fotoğraf çekmeye çıktık annemler arabada çile doldurdu. Babam bir açıdan yedi yüz fotoğraf çekebilme yeteneğine sahip. Annem arabaya döndüğümüzde çok sinirliydi.








Popüler Yayınlar

Blogger tarafından desteklenmektedir.
 
;