22 Eylül 2013 Pazar 0 comments

Tek

Bunları tek tek aldığım için mi ölmüyorum? Hepsini beraber alsaydım ölürdüm. Kuşlar dans ediyor. Ben de dans etmek isterdim. Gözlerimi kapatıyor ve bir kuş olduğumu hayal ediyorum. Hadi aşktan bahsedeyim ve siz gözünüzü yumun, çünkü utanıyorum. Ama göz arasından da bakmak yok ona göre. Kuşlar dans ediyor, kırlangıç olsalar gerek. Tek başlarına değiller, yüzlerceler. Aralarındaki kusursuz uyumdan zannederim ki bahsetmeme gerek yok. "Geç bunları geç, zaten biliyoruz." diyorsunuz sanırım. Aşk hakkında mı konuşayım? Size gözünüzü yummanızı söylemiştim yummadınız. Anlaşmayı bozdunuz, konuşmuyorum banane. Uzanıyordum sabah. Sanırım siz hayatı çok kalabalık insanların pek yapabildiği bir şey değildir saatlerce uzanmak. Anlayabileceğiniz şekile sokarak anlatmaya çalışacağım, uyanınca yataktan kalkmadan önce beş dakika kadar daha yatakta durulur ya, işte o beş dakikalık sürenin birkaç saat sürdüğünü düşünün. Normalde çok sık uzanmam, çünkü uzanmak uyanık olmayı gerektirir, ben çoğunlukla uyurum. Niye bu kadar çok ayrıntıya giriyorum? Demin ağladım da ondan. Belki de yaşlandım ve "dinlenmeye" ihtiyacım olduğu için kafanızı ağrıtana kadar konuşmaya ant içtim. Bilemezsiniz, bilemeyiz. Bilemeyeceğinizi söylemem sizi rahatsız etti mi? Yoksa hep bilen insanlardan mısınız? Ne hoş ne hoş. Baştan başlıyorum. Roman karakterlerine özenip cam kenarına taşımış olduğum yatağımda uzanıyordum. Gökyüzünde değişik olaylar cereyan ediyordu. Kuş olduklarını tahmin ettiğim koyu renkli yaratıklar, ama yüzlercesi, kendilerince bağımsız diğerlerine göre bir uyum içerisinde gökyüzünü arşınlıyordu. Çokluğun içinde tek gibiydiler. Aklıma bir çizgi filmde gördüğüm balıkları getirdi bu görüntü, şakacı balıklardı. Bir arada durunca uzaktan kocaman bir balık gibi görünüyorlardı. Tabi böyle bir şey gerçek olmaz, balıkların şaka yapacağını da pek sanmıyorum ama izlemekte olduğum bu kuşlar gerçekti. Görüş alanımdan çıkana kadar hareket eden deseni takip ettim. Gökyüzü eski sıkıcılığına döndüğündeyse tavanı seyretmeye koyuldum. Kartonpiyer merağımdan değil, ölmüş böcek cesetleri de ilgimi çekmiyordu (hepsini ben öldürdüm haha) aslında tavanla ilgili hiçbir şey beni alakadar etmiyordu, sadece düşüncelerimin üst katlara kaçmasını engelliyordu bu beton. Sibel Teyze'nin temizlik yaparken yatağının altında hayallerimi bulması isteyeceğim en son şeydi. Korkudan hepsini bir çöp poşetine koyar kapımıza dayanırdı belki. Alacaklı gibi çalardı zili, pijamalı mı yoksa giyinik mi kapıya gitmem gerektiğini düşünerek açardım kilidi (geceden kilitlemiş olurdum). Sibel Teyze "Bunların hesabını nasıl vereceksin?" diyerek poşeti yüzüme fırlatırdı. "Kıskanıyor" derdim. Dört çocuğu ve kocası var. Çocukluğundan beri daha ileri bir şey hayal etmemiş, kalabalık bir aile istemiş belli. Zengin sayılmazlar pek, belki şu an kocasının terfi almasından başka bir hayali yoktur. Benim hayallerimi kıskanmıştır olsa olsa. Ne düşünebilirdim ki başka? Korktum ve yataktan kalktım. Yatağımın yanındaki sehpada duran bardağın yarısını suyla doldurdum. Su moleküllerinin tek tek bir araya gelip de yarım bardak su olduğunu düşününce yarım bardak su bile kalabalık geldi. Bardağın her hareketinde onların da birbirleriyle beraber hareket ettiğini düşünmek gözlerimi yaşarttı. İlaç paketinden bir yuvarlak yuttum suyla beraber. İşte bunları tek tek aldığım için ölmüyorum.
3 Eylül 2013 Salı 0 comments

TANRIM BENİ BAŞTAN YARAT

   Kocaman ağızlı bir kadının kocaman dişlerini göstererek kocaman gülümsediği bir tabelası vardı güzellik merkezinin. Altında şöyle yazıyordu: "İstediğiniz görünüşe kavuşmanız an meselesi" Bu aşamaya gelene kadar çok tereddüt ettim bakmayın sakin sakin anlattığıma. O basit cümleyi anlamak için bile iki üç kere okumam gerekmişti çünkü kalbimin gürültüsü iç sesimi bile bastıracak denli kuvvetliydi. Kendi kendime sakinleşmem gerektiğini defalarca tekrarlamama rağmen elim kolum zangır zangır titriyordu. Gözlerim yarı karanlık görür halde kendimi bir eczaneye atıp ilaç aldım. Etkisini göstermesi için yaklaşık bir saat gerekliydi. Kalp atışlarım normale dönene kadar güzellik merkezinin karşısındaki mağazalardan alışveriş yaptım. Tam bir dinginlik hali oluşmamışsa da kendimi huzurlu hissediyordum, vakit gelmişti. İstediğim görünüşe kavuşmak an meselesiydi madem de evdeki aynaları niye atmıştım? Neden kendimi gördüğüm bir dükkan camına çantamı fırlatmıştım ve neden ufacık bir çatlak için o kadar para bayılmak zorunda kalmıştım? Madem bu kadar an meselesiydi neden yıllarca acı çekmiştim?
   Zamanı gelmişti ve oradaydım işte! Korkarak kapıyı ittim ve bilgilendirme masasına doğru yürüdüm. Masanın başındaki kadına kendimi tanıttım ve telefonda görüşmüş olduğumuzu hatırlattım. Yüzündeki kocaman şaşkınlık ifadesini gülümseyerek saklamaya çalışması gözümden kaçmadı. Sonsuz bir hoşgörü sahibiymiş, ben buradan ayrıldıktan sonra eşi dostu kim varsa onlara durumumu abarta abarta anlatmayacakmış gibi davranıyordu. İmzalamam için birtakım belgeler uzattı, ödeme anlaşması şusu busu derken ilk ameliyat tarihi bir hafta sonraya ayarlandı. Yıllardan sonra ilk defa eve gülümseyerek yürüdüm.
   Kapıyı eski bir şarkıyı mırıldanarak açtım, içeri girer girmez göz göze geldiğim yüzlerce gözde farklı bir parıltı vardı ya da bana öyle geldi. Bugün farklı hislerle bir portre çizecektim, zaman kaybetmeden pastel boyalarıma koştum. İri burunlu, çekik gözlü ve minik dudaklı çirkince bir kadın çizdim. Resmi koridora asmak istedim bunun için eski resimlerden birini çıkartmak zorunda kaldım ama üzülmedim. On yıla yakındır portre çiziyordum ve evin duvarları silmece resim doluydu. Olduğunu değil de olmak istediğini görebilmek güzel bir duyguydu, resimlerden birinin karşısına geçer aynaya baktığımı farz ederdim. Bir süre sonra kendimi bu duruma gerçekten kaptırır ve karşımdakinin ben olduğumdan hiçbir şüphe duymazdım. En güzeli de yalnızca bir yüze bağlı değildim. Yüzlerce suretim vardı, bir cinsiyette takılıp kalmak zorunda da değildim, ne istersem oydum, ben çoktum ama yine de birdim. Bazen siyah beyazdım geçmişte yaşayan bir adam mesela, bazen rengarenktim şimdide yaşayan genç bir kız. Siyahiydim istersem, istediğim an anglosakson. Yaşım da zamanın esareti altında değildi, bazen bir bebek, bazen boynu bükük bir yaşlı. Ne yazık ki tüm bu resimlerde ortak bir benzerlik vardı ve bu bir şekilde sinirlerimi bozuyordu. Benzerliğin ne olduğunu bilmediğim için ne yapacağımı da bilmiyordum. Ama son çizdiğim resim hepsinden ayrıydı, sinirlerimi hoplatan benzerlik bunda yoktu. Her aşamayı aynı sıralamada çizmeme rağmen şahsına münasırdı, ilginç bir şekilde özgündü. O günün devamında o çekik gözlü koca burunlu çirkin kadın olmaya karar verdim. Beni rahatsız eden başka bir unsur da yüzümün değiştiğini yalnızca benim biliyor olmamdı, dışarıya karşı aynı sıkıcı insandım. Ameliyattan sonra resimleri çıkarıp ayna asacağımı hissettim, içim tuhaf bir ihanet hissiyle doldu. Aynalar geçici, resimler kalıcıydı; bunu düşünmesem tekrar rahatlayamazdım.
   Ameliyatların başarılı geçtiğini söylediler, bunu teyit edecek bir şey yapmadım. Ama beş ay sonra son sargıyı da açınca elime aynayı zorla tutuşturdular. Yansımama o kadar korkarak baktım ki, eski halimi göreceğim, hiçbir şey değişmemiş olacak gibi vesveseler başka bir şey düşünmemi engelliyordu. Sonuçta aynaya baktım ve korktuğum kadar dehşetli bir değişim geçirmemiş olduğuma karar verdim. Sanki doğduğumdan beri sahip olduğum suretti, bir yandan da bir yabancı gibiydi. Yepyeni bir insan olduğumu hissediyordum, özlemini duyduğum bir değişim olmuştu, asıl ben buydum. Karmakarışık duygulara gark olmuştum. Bu duyguların pek azı hüzündü, sanırım mutluydum. Eve dönmeden önce alışveriş yaptım, evet tahmin edeceğiniz üzere ayna da aldım. Son çizdiğim hariç tüm resimleri söktüm ve kilere kaldırdım. Aynayı da resmin yanına astım. Nihayet normal bir insan olduğumu düşündüm, bu düşüncem bir hafta sürdü. Bir hafta sonra iki gazeteci benimle röportaj yapmak istedi, numarımı ve hikayemi nereden öğrendiklerine kuşkum yoktu. İki üç kere reddettim ve vazgeçtiler, yine de baş harflerim kullanılarak gazetelere çıktım ve haber metnini okur okumaz bunu yazanlar ve hak vererek okuyanlar normalse normal olmadığımı anladım. Moronların hiçbiri neden ameliyat olduğumu anlamıyordu, "muhtemelen birilerinden kaçıyor"dan girip kadın cinayetlerinden çıkmışlardı. Hele başlık tam bir aptallık örneğiydi: "Güzellik merkezine çirkinleşmek için gitti!" Haberi okuyup kızgınlığım geçince aynanın karşısına geçtim, gözlerimi, ağzımı, burnumu inceledim ve gözüm ilk defa yan taraftaki portreye ilişti. Dayanamadım ve resmin karşısında durup yüzümü değiştirmeye çalıştım. Dönüp dolaşıp aynı yere gelmiş gibi hissediverdim, bir bakıma öyleydi de; kendime engel olmadım ve aynayı kapı dışarı ettim. Ve en kısa zamanda güzellik merkezine gitmeye karar verdim, önce danışmada duran kadını fırçalayıp sonra da tabelalarındaki yazıyı şöyle değiştirmelerini isteyeceğim: "İstediğiniz görünüşe kavuşmanız an meselesi, ama değişeceğinize garanti vermiyoruz."

Popüler Yayınlar

Blogger tarafından desteklenmektedir.
 
;