3 Mart 2013 Pazar 0 comments

Nazar Nazar

Nazar nasıl değen bir şey anlamıyorum. Yalnızca değse yine iyi. Direkt vücudu ruhla beraber ele geçiriyor. Belki de kendimizi tastamam görmeye alışık olduğumuzdan noksanlarımız için "nazardır, nazar." diyerek rahatlıyoruzdur. Açıkçası asla ama asla nazar değmesine imkan olmadığını düşündüğüm biri "bana da çok nazar değiyor yea." dedikten sonra bu duruma olan bakış açım değişti. Ne şekilde değişti tam olarak bilmemekle beraber Felak Nas sonrası rahata kavuşmanın yalnızca plasebo etkisiyle açıklanamayacağını düşünüyorum. Evrimsel psikoloji anlayışı çerçevesinde yazılmış makaleler okudum. Aşk hakkında yazılanları okuduktan sonra (aslında hepimizin aşina olduğu bilgiler) onca edebiyatın, müziğin, sanatın, çiftleşme zamanı penguenlerin taş dizmesiyle eş olduğu sonucunu çıkarttım. Ne kadar yanlış bilemiyorum. Doğru değildir de diyemiyorum. Kafam karışık. Dün uyumadan önce bir çılgınlık yapıp biraz düşündüm. Gelecek beş yıl için HİÇ AMA HİÇ umudum, amacım, hayallerim olmadığını fark ettim. Beş yıl için bunu söyleyebiliyorken on sene sonrasının zihnimde HİÇ AMA HİÇ var olmadığını söylemem sizi şaşırtmayacaktır. Bu duruma moralim birazcık bozuldu. En ileri tarihli hayalim "Yarın öğlene kadar uyicam hehe" olunca kendimi BOŞ ve BOMBOŞ hissettim. Gece de bir rüya gördüm. Çok saçmaydı, hiç olmayacak şeylerdi. "Bunlar olmuş olamaz, bu bir rüya." tespitini yaparak zekamı kendime kanıtladıktan sonra rüya olduğunu bilmiyormuş gibi laylaylom bir edayla görmeye devam ettim. Dördüncü sınıfa geçtiğimin yazı amcam ve babamla ciddi bir boğulma tehlikesi geçirmiştik. Önceki gün verdiğimiz o zamanın parasıyla bir milyon beş yüz bin liralık sadaka sayesinde (kişi başı beş yüz bin) kurtulmuştuk. İnanın bana abartmıyorum. Sudan çıkarken "Acaba şu an ölü müyüm?" diye düşünmüştüm, babam da aynısını düşünmüş. Burada askerlik anılarını anlatan bir dede gibi davranmak istemiyorum, asıl söyleyeceğim şey şu: boğulurken, suya batıp çıkarken batıp batıp batıp çık batıp batıp batıp batıp çıka batıp çıkarken ölünce gazetede hangi resmimim yayınlanacağını düşünüyordum. Son birkaç gündür de aklımı ara ara yoklayan bir soru. Eğer haber değeri taşıyan bir ölümüm olursa fotoğrafımı nereden bulacaklar? Hangi fotoğrafları kullanacaklar? Aklıma Twitter profil fotoğrafımdan başka sosyla medyada fotoğraf gelmiyor. Ama ben öldükten sonra o hesabın bana ait olduğunu filan nasıl bulacaklar? Kesin bulamazlar. Belki adımı söyler geçerler. Bu konuyu aydınlatacak bir gazeteci merağımı yatıştırsa keşke. (Bu yazıyı yazdıktan sonra ölürsem "aa öleceğini hissetmişti." filan demek yerine birer Yasin okuyun, anlaştık mı?) Aslında okumuşken hatim filan indirseniz daha makbule geçer, ehe. Okunan sureler kabirdekine arkadaş olurmuş. Babam bunun farklı bir boyutta gerçekten gerçekleşebiliyor olacağını söylüyor. Ayetler kanlı canlı birer arkadaşa dönüşüyor olabilirmiş yani. İslam'ın bu felsefeye kaçan boyutuna bayılıyorum. Böyle resimsiz/fotoğrafsız bir yazıyı nasıl okuyabiliyorsunuz? dermişim. Birkaç görsel ekleme niyetim vardı ama burayı mezar taşlarıyla doldurmak istemiyorum. Sanırım içinizi yeterli miktarda kararttım. Üç kitabı aynı anda okuyorum, bugünkü performansıma ben bile inanamadım. Sabah erken kalkmak zorunda bırakılınca gün geçmek bilmedi.

Popüler Yayınlar

Blogger tarafından desteklenmektedir.
 
;