25 Eylül 2012 Salı 0 comments

iç içe

Ninya öldüğünde ailesi çok üzülmüştü. "Ay, kokar bu şimdi." dedi anne. Baba cenaze masraflarını düşündü. Kız kardeş, ablasının eski püskü elbiselerinin kendisine kaldığına ve uzun zaman yeni kıyafet alamayacağına üzüldü. Ninya'nın bileği kesik cesedi banyoda bırakılarak salona acil durum toplantısına geçildi. "Kim temizleyecek banyoyu?" dedi anne. Somurtuyordu. "Cenazeyle kim uğraşacak?" dedi baba. Kaşları çatıktı. "Kim üzülmüş taklidi yapacak?" dedi kız kardeş. Alnını kırıştırmıştı. "Merak etmeyin sevgili eşim ve çok sevdiğim kızım." dedi baba. "Biraz yorucu olacak ama aklıma bir fikir geldi." Baba kilerden küreği aldı. Anne siyah çöp poşetlerin altlarını keserek birbirlerine bantladı. Kız kardeş Ninya'nın eski kıyafetleriyle Ninya'yı sarmaladı. Anne ve baba cesedi poşete koydular. Artık yola koyulma zamanıydı. Ninya'yı bagaja yerleştirmek neredeyse yarım saat sürmüştü. "Deli kız, tamam iyi ki öldü ama bizi uğraştırmayacak şekilde ölemez miydi?" dedi anne. "Yaşasın, artık bana emirler yağdıran bir ablam olmayacak." dedi kız kardeş. Şehir dışına doğru boş bir araziye gelmişlerdi. Baba çukur kazmaya başladı. Anne ve kız kardeş arabanın içinde bekleşiyorlardı. Baba saatler sonra çok da derin olmayan bir çukur kazdıktan sonra cesedi içine yerleştirdi. Hep beraber üstünü toprakla örttüler. İşleri tamamen bittiğinde hepsi kan ter içinde kalmıştı. Ilık bir banyo yapma hayaliyle evlerine döndüler. Hikayeyi "Ama önce annemin banyoyu yıkaması gerekiyor!" diye bağırarak bitirdi Ninya. Gerçeklikten fersah fersah uzak olan hikayesini -hatta masal bile denebilirdi- gözleriyle tekrar okudu ve tekrar ağladı. "Benden nefret ediyorlar. Ben ölünce benden kurtulmuş olacaklar. Ben herkes için bir yük üm, bir fazlalığım." derken fısıltıları hıçkırıklarına, gözyaşları sümüklerine karışmıştı. Her kavga sonrası ailesini canavarlaştırdığı hikayeler yazarak rahatlardı. Ailesinden böyle intikam almak hem biraz haince hem biraz masumane gelirdi ona. Anne babasına iftira atıyormuş hissine kapılsa da yastık yumruklamaktan başka yapabildiği tek şey buydu. Siniri geçince hikayeyi yırtar atardı nasılsa. İçini dökmüş olur, ama kimse incinmemiş olurdu. Olaylar ne kadar olmayacak şeyler olursa o, o kadar rahatlardı. Annesi Ninya'nın bağırdığını duyup odasının kapısına dayanana kadar Ninya sadece sessiz sessiz hıçkırıyordu. "Aç şu kilidi!" dedi anne. "Açmayacağım!" dedi Ninya. Anne ağzına geleni sayarken Ninya masasındaki çerçeveli fotoğrafı yere çaldı. Camın kırılma sesi keskin bir bıçak gibi annenin sesini kesmişti. Soğuk sessizlik bir saniye sürdü. Sonrası annenin bağırışları, bağırışları duyan babanın tehditleri... Ninya cam kırıklarından gözüne kestirdiği bir tanesini bileğine dayadığında klasik intihar söylencelerine başladı. "Yeter, artık dayanamıyorum, yeter. Bütün bunlar çok fazla. Benden nefret ettiğinizi biliyorum." dedi, ama sesi gürültüden duyulmadı. Kan, damarlarından ılık ılık ayrılırken Ninya derin bir uykuya daldı. Anne sesi kısıldığından dolayı kendine çay yapmaya gitmişti. Ninya'yı unutmuştu bile. Hadiseden dört gün sonra tüm eve dolan çürük et kokusu anneye bir şeylerin yanlış gittiğini fark ettirdi. Ninya'nın kapısını babaya kırdırdı. Odanın ortasında adeta değişik bir yaratık vardı. "Yaşasın, kızım ölmüş. Artık ona bakmaktan kurtuldum." diye sevinç çığlığı attı. Babayla birbirlerine sarıldılar.
10 Eylül 2012 Pazartesi 4 comments

Hayat Emaresi

Buraya günlüğümsü yazılar yazınca biraz ürperik oluyorum. Sanki psikolojik tahlilimi yapacaksınız, başıma gelen her olaydan haberdar olacaksınız, beni gereğinden fazla tanıyacaksınız gibi geliyor. İşin aslı bu tür açık kodlanmış bir yazıdansa asıl kimliğimi ele veren saçmalarcasına yazdıklarım. Sürrealistleri ele alalım. İnsanın bilinçaltını salt sanat sayarlar. Bu bilinçaltı lakırdılarından hakkında iyice bilgi sahibi olduktan sonra bahsetmek istiyorum aslında. Şimdilik ertelenebilir.

Bu yaz tatili çok uzun sürdü. Üç günün üç ay gibi geçmesi hep Eistein'ın izafiyet teorisiyle mi ilgiliydi? Bilemiyorum. Ama zaman çok ağır geçti, bunu biliyorum. Ordu'dan sonra Çanakkale'ye gittik. Dönerken domates, patlıcan, kekik, zeytinyağı filan aldık. Otçul yaşama merhaba! :( Zeytinyağının tadındansa ayçiçek yağını, hatta bu sıvı yağlardansa tereyağını tercih ederim. Merhaba müstakbel kolestrol!

Ben bu aralar uzun yazı yazamıyorum. Belki aralıkları artırırsam uzun yazmışım gibi olur ama

yalnızca

sizi

kandırmış

olurum.

Sizi fotoğraflarla baş başa bırakıyorum.

Bu cadı deniz kabuklarından yapıldı.



Desenli cep mendili. İnsan kullanmaya kıyamaz.



Keçeden kalemlik gibi bir şey. Annem yaptı.

0 comments

Popüler Yayınlar

Blogger tarafından desteklenmektedir.
 
;