24 Haziran 2012 Pazar 0 comments
Bu fotoğraf geçen seneden kalma. Modelimizin adı Boza.



İncik boncuk. Ders çalışmayınca ne yapacağımı şaşırdım.



Bu da ders çalıştığım zamanlardan kalma bir anımdır.



Ahsen'in tasarımını kendi yaptığı muhteşem şişe-kolyesi. Çok ŞIK.



Yine Ahsen'le ilgili bir görsel. İlk yağlı boya tablosu. Henüz kuruma aşamasında. Ortaya lav püskürten bir volkan çizmiştim ama bütünlüğü bozduğu için Ahsen orayı kapatıp üstüne çiçekler çizdi. Kendi tablomu çizersem eğer kıyamet gününü çizmeyi istiyorum.


Notlar:
İspanyolca'ya başladım. Aynı anda götüremeyeceğimi söyleyenlere inat Japoncaya da tekrar başlayacağım.
Haftaya Ankara'ya gidiyoruz. Dönünce işe başlayacağım. İnşallah tabi.
21 Haziran 2012 Perşembe 0 comments

Saçmalıyorum



 İç dökülmezse ne dökülür ki? Gözyaşı belki. Nefret de dökülebilir. Yastıklara yumruklar atarak, yatağı çarşafına kadar soyarak, aynadakine söverek... Affet beni sena. Nasıl oldu da aniden bu derece böylesine bir hale geldim? O kadar aniden oldu ki daha ne olduğunu anlamadan kapkara bir delikte kendimi kendi ensemi izlerken buldum. ilginç.

 yeşil boya alacağım. boyamaya dudaklarımdan başlayacağım. tırnaklarımı, kirpiklerimi, boya bitene kadar tüm dünyayı boyayacağım. yeşil boya diyorum.

  tespih çekmeyenin tiksintisi var. esrar çekmeyenin tiksintisi var. "ya sabır" çekmeyenin tiksintisi var. "var" ne kadar varsa o kadar var. "ben ne yapmışım?" var. "keşke"ler var. gözlerimi açmaya takatim yok. "biz bu dünyaya ait değiliz." demişti. dedi, iyi hoş, ama gel gidelim demedi. gitmezdim gerçi. ama biz bu dünyaya ait değildik hocam. öğlenleri uyumaz geceleri kalkardık hocam. düşünürdük. düşünerek keçileri kaçırırdık. keşke gel deseydiniz hocam. öğlenarası çardakta aranın bitmesini beklemek, hem de aç bir şekilde o kadar sıkıcıydı ki... hayır, hayır yanlış hatırlıyorum, aç olmamam lazım. o sıralar acıkmıyordum. yeminle acıkmıyordum. yemek yiyenler en aciz kimselerdi. çok yiyenler en en acizleriydi.

 Yeşil boya alacağım. Yeşil diyorum. Ölenler var. Mezarlar var. Kabartmalar var. Hepimizden nefret ediyorum. Lanet olmasın, olan olmuş. Baksanıza berbat haldeyiz! AH, bu ne hal Ya Rabbim! Ne yapıyoruz biz böyle? Delirmiş olmalıyız. -Ilık ılık ağlanır.-
 Başımı okşamıyorsunuz. Dizlerinize yatırmıyorsunuz. Fısıltılı hikayeler de yok. Şefkat. Fruktozlu bir tat bırakıyor dilimde bu kelime. Anlamazsınız. 
 Seni andım yine mor ya da her ne renksen. Toprağın bol olsun hacım.
20 Haziran 2012 Çarşamba 0 comments
I was here. bebeğim. i was there.
15 Haziran 2012 Cuma 1 comments

"Ben"im Hakkında Bilmediğiniz Şeyler Var -Çoğunuzun-

 Yazdığım yazıların çoğu saat 00.00'dan sonra yazılıyor. Bir de gece sarhoşluğum vardır ki sormayın gitsin. Yazarım yazarım, ertesi gün "ayıkken" yaptığım ilk şey yazılarımdan kırpmalar yapmak olur. Aslında sürrealistlere sorarsak edebiyatın kendisi budur, sayıklamalardan bahsediyorum. Ne yazık ki ben saçmalarımdan utanıyorum.


 Ben bir uyurgezerim. Mutfak masasının altında uyanmalarım, annemlerin yanına gidip onlara bir şeyler anlatma çabalarım, "ben şu an uyanığım." demeye çalışmalarım, ama bunu anlatacak kelimeleri zorla seçişlerim vardır, varmış. Bir ara uyanmışım ve Ahsen'i uyandırdıktan sonra ona demişim ki: "Ahsen, ateşe gittin mi?" Uyku mahmurluğuyla anlayamamış, "nereye?" demiş ben de tekrar aynı soruyu sormuşum. Dahası cevap beklemeden "hmm" deyip yatmışım. Tabi uyanınca hiçbir şey hatırlamadan uyanıyorum. Olanlar bana anlatılınca hayal meyal hatırlar gibi oluyorum, o kadar. Bazense hiçbir şey hatırlamıyorum -en kötüsü de o.-


 Siyasetten zerre anlamadığım zamanlarda -lisenin başlarında- "devrimci" arkadaşlarımın yanına geçer bana neyin ne için olduğunu anlatmalarını isterdim. Sonra "milliyetçi"lerin yanına gider aynı şeyleri onlardan da dinlerdim. Anlayamazdım. Anlar gibi yapardım. Tüm taraflar da birbirlerini ırkçı olmakla suçlardı. İstanbul'a taşınınca dertleri bambaşka olan insanlar tanımak iyi oldu.


 Dinlediğim şarkıları ciddiye alırım ve onu yazan kişinin nasıl bir olay sonucu bunları yazdığını düşünürüm. Ortaya hipotezler -demin yanlışlıkla protez yazıp sildim.- atarım, doğruluklarını teyit etmek için araştırırım. Lana Del Rey mesela, birkaç şarkısında Nobakov'un en ünlü kitabından alıntılar var. Çoğu şarkısı da aynı bir çerçeve etrafında yazılmış. Şarkılarının psikolojik bir teze konu olabileceğini düşünüyorum. Bu kadar da ciddiyim.



 Sandığınız gibi on yedi yaşında değilim. Yetmiş iki yaşındayım, tam tamına. Ama sivrisinek yaşına göre -öyle bir şey varsa tabi.- Yaşlara inanmam. Bir yıl pekala da on gün yahut yedi yüz doksan bir gün olabilirdi. Zamanında böyle varsaymışlar, böylece sürdürüyoruz. Yaşlara çamur atıyor olmamın sebebi yaş hesabı yapamıyor oluşum da olabilir tabi.


 Hesap demişken aklıma çarpım tablosu geldi -lanetli olan.- Çarpım tablosunu hiçbir zaman ezberleyemedim. Sekizle dokuzu hâlâ parmaklarımla çarparım. YGS'de çok komik göründüğüme eminim. Ve şu an şaka yaptığımı sanıyor olabilirsiniz ya da abarttığımı ama malesef ben gayet CİDDİYİM.


 Pollyanna'yı kıskandıracak kadar iyimser bir hafızam var. Başıma sorunlar açmıyor değil, ama herkesi iyi hatırlamak çok "iyi" bir şey. Tatlı limon. Bu sıfat tamlaması ilk duyduğumdan beri hoşuma gitmiştir. ("Sıfat tamlaması" tamlamasının isim tamlaması olduğu dikkatinizi çekti mi?)
 Grafik tasarımı okumak değil ama grafik tasarımcısı olmak istiyorum ve görün bakın, olacağım.


 Canım sıkılınca imla kılavuzu okurum. Atasözü ve deyimler kitaplarına da bayılırım. 


 "Ben de çekicem!" Babamın elindeki kamerayı almak için en sık kurduğum cümle buymuş üç dört yaşlarındayken. "Büyüyünce." dermiş babam. Avuçlarımı sanki herkesin biliyor olması gereken bir şey söyleyecekmişim gibi açar "ben büyüdüm artık." dermişim.


 Benim kocaman.
13 Haziran 2012 Çarşamba 0 comments

Efsane Soruya Cevap: Bu Kafa Sınav Kafası


 Mutfağa bir girerim pir girerim. Aksilik bu ya kek fazla pişmişse ya da kabarmamışsa, pilavın suyu pilava yetmemişse, ekler yapmaya çalışırken ortaya garabet bir tatlı çıkmışsa dünyadaki en mutsuz insan oluveririm. Suratım asılır, dudaklarım büzülür, kaşlarım ezik ezik kasılır. Mutfağa girmemdeki -bilinçaltısal- sebep kendimi rahatlatmak, işe yaramaz olduğum duygusundan kurtulmakken başarızlığa uğramış olmam elbette ki hiç de hoş olmuyor. Bu arada "-sal" ekini kullandığım için başta kendimden sonra sizlerden özür diliyorum.

 İzlenmek için bir sebep bulabilirsem izlendiğimi iddia edeceğim. Baş parmağım kadar sivrisinek olur mu? Olsa olsa kameradır. Da. Beni izleyip ne yapacaklar merak ediyorum. "Bakalım masanın başında kaç saat durdu bugün? Öğlen makarnası salçalı mı? Niye bu kadar yoğurt yiyor?"

 Güzel mevsimlerin istisnasız kaşındırtma gibi kötü özelliklerinin olması tesadüf mü acaba? İlkbaharda polen karmaşası, yazın sivrisinek budalaları! En iyisi sonbahar mıdır öyleyse? Kış mevsimini sevilebilir kategorisine bile koymuyorum. Allah'ın gücüne gitmesin ama küresel ısınmadan ziyadesiyle memnunum. Ayrıca bu küresel ısınma konusunda feci bocalamalar yaşıyorum. Bilim adamının biri çıkıp küresel ısınma yalandır diyor, ama coğrafya sorularında hâlâ "buzullar eriyor" geyiği devam ediyor. Şikayetçi değilim, çünkü en kolay sorular da onlardan geliyor, ama gerçekleri öğrenmeye hakkım var, öyle değil mi? Gerçi sanki bize öğretilenler çok gerçek ya.
 Günün itirafı: Avril'ın şarkılarını hâlâ seviyorum. Ve bizde son albümünün orijinali var.

 Psikoloji bölümünün yetenekle alınan kısmı da olsaydı keşke.
 Demin kulaklığın kablosunu sivrisinek sanarak koluma şaplak attım.

Popüler Yayınlar

Blogger tarafından desteklenmektedir.
 
;