24 Nisan 2012 Salı 2 comments

Nijinski.


 Ferit Edgü'nün Vaslav Nijinski'nin (1890-1950) şizofreni tedavisi gördüğü İsviçre'nin Saint-Moritz kentindeyken doldurduğu üç defterden esinlenerek yazdığı "Nijinski Öyküleri" kitabından bir yazı. Sanırım şizofren olmanın tek iyi yanı bu derece saçmalamanın normal karşılanması. Ferit Edgü, müthiş bir yazar. Tüm bunlar onun kaleminden geçince şizofreni sayıklamaları olmaktan çıkıp bambaşka bir boyut kazanıyor.

"SEVMEK

 Sevmek istiyorum. Seni.
 Sövmek istiyorum. Sana.
 Onu sevdinse ben de severim.
 Seni sevdiyse ben de severim.
 Seni seviyorum aşk olsun.
 Seni sevebilirim seninim sen de benim.
 Seni sevmek evet ama dokunmak hayır.
 Seni sevmek beni sevmediğin için.
 Sana söylemek istiyorum; çok akıllısın hem de çok aptal.
 Sana söylemek istiyorum; sen Tanrı'sın ben de senin içindeyim.
 Söylemek Tanrı'mı sevdiğimi.
 Benim iyiliğimi istemiyorsun. Biliyorum.
 Ben senin iyiliğini istiyorum.
 Böyle gözyaşı dökmekten hoşlanmıyorum
 ama böyle ağlayacağım.
 Hep seninleyim. Hep senin içindeyim.
 Hep seviyorum seni.
 Ninni. Ninni.
 Uyumuyorum uykum yok uyumuyorum uykum var.
 Bütün gün uyuyamazsın.
 Uykunu büyültmeyi seviyorum.
 Senin uykun gibi büyüyorum ben de.
 Sendeki uykuyu seviyorum.
 Onu uyumak sevmek seni istemek istiyorum."
19 Nisan 2012 Perşembe 0 comments

Siz insanlarıma açık mektup

 Sevgili insanlar.
 Merhaba.
 Bazen bazen bazen bazen.
 Çok ama çok çok çok çok. Öyle yani. Falan filan.
 Hoşçakalın.

Not: Sanırım demin dünyanın en edebi mektubunu yazdım.

 Çiçeklerden konuşalım biraz. Lalelerden, erguvanlardan, sümbüllerden, papatyalardan. Mesela bilmemkaç şeritli kocaman bir yolun kenarındaki çiçeklerin kokusunu alabiliyor musunuz?
 Önceden burnuma küsmüştüm.
 Şimdiyse onunla kankayız. Size anlatsam var ya, saçmaladığıma kanaat getirirsiniz, bundan korkuyorum sanırım. Halbuki bu gayet ciddiye alınması gereken bir konu. Burnum ve ben. Daha doğrusu kokular ve ben. Aramızdan su sızmaz.
 Genelden özele bir tutum sergilemek istiyorum. Tutum nasıl sergilenir? Buyrun galeriyi kiralamak için belediyeden sponsorluk aldım, sergimiz ücretsizdir ve bir hafta sürecektir. Serginin açılışında lokum dağıtılacaktır.
 Her şehrin bir kokusu vardır.
 Her insanın bir kokusu vardır.
 Her anın bir kokusu vardır.
 Bunları "koku" kelimesini tekrar tekrar kullanmadan anlatamam sanırım. Edebi kaygıları bir tarafa bırakıyorum böylelikle.
 Mutlu olduğumda burnuma gelen koku hep mutlu olduğumda burnuma gelir. Ya da şöyle de diyebilirim, mutluluğun bile bir kokusu vardır.
 Şu ana kadar gittiğim şehirlerin, okuduğum okulların, içinde bulunduğumuz saatlerin, hatta dakikaların da kokusu var. Ve bazen bazı kokular yanlışlıkla burnuma gelir.
 Bu sabah okula yürürken temmuzun son günlerinin kokusunu aldım mesela. İçim burkuldu. Temmuz demek yaz tatili demekti, yaz tatilini özlediğimi fark ettim.

 Etrafıma baktım. Önce sağıma, sonra arkama, sonra tekrar sağıma. Soluma bakmadım, çünkü sol tarafımda duvar vardı. Bu kokuyu daha önce hiç bu kadar canlı almadığımı düşündüm. Birilerinin parfümünü duyduğumu zannettim. Hayır, basbaya temmuz kokuyordu. Temmuzun aslında içimde yaşadığına karar verdim. Bu koku, bu kadar canlı olamazdı.

 Deneme sınavına geç kalıyorum!
6 Nisan 2012 Cuma 1 comments

Bay ve Bayan Kuş

 En klasik tanımıyla karı kocalardı. İki kuş.
 Dişisi öyle şişkoydu ki, ancak bu kadar şişko olunabilirdi. Eğer kuşlar için obezite merkezleri olsaydı kocası onu vakit kaybetmeden rehabilite edilmesi için oraya gönderirdi. Zira karısının pis boğazlılığından pek de hoşnut sayılmazdı. Yem verilene kadar yemliğin önünde beklemesi, karnını doyurduktan sonra –biraz da kilolarından dolayı- kurulduğu tünekten hiç ayrılmaması cabası. Bütün bunların üstüne erkek yemliğe ulaşmaya çalışırken nice badireler atlatır, yemliğin başına ite kaka ulaştığındaysa tüm yemlerin yenilmiş olduğunu görür küplere binerdi. 
 Dişinin zararı daha çok kendineydi gerçi. Kafesten dışarı çıkartılacak olsa uçamaz, uçsa birkaç saniyeden fazla havada duramazdı. Uçmaktan geçtim, yürüyemezdi bile. Bacakları vücudunun ağırlığına dayanamadığı için uyuyan bir inek gibi iki büklüm yerde otururdu. 
 “Boşanmak istiyorum.” dedi erkek. “Benim önümde uzun bir ömür var ve daha konuşurken yorulan şişko bir kuşla aynı kafeste tıkılıp kaldım.” Kırıcı olduğunu biliyordu, ama bir kuşun patavatsız olması kalp kırmamak için türlü yalanlara başvurmasından daha iyiydi.
 “Sen bilirsin.” dedi dişisi. Aslında için neler neler söylemiş ama bunları seslendirmeye üşenmişti. 
 Boşandılar ve erkek bekarlığın keyfini çıkarttı. Sabahları geç kalktı, yemliğin başına gidip birbirinden lezzetli yemlerin tadlarına baktı. Tadlarına bakmakla yetmedi, yeme yumuldu. Sabahtan akşama yemliğin başında oturmanın ne kadar keyifli bir faaliyet olduğunu idrak etti. Günler günleri kovaladı ve bizimki tek başına yaşamaktan sıkılıp evlenmeye karar verdi. Yan daireden kendi türünden bir dişinin cıvıltılarını duyuyordu ne zamandır, onu istemeye gitti. Aman Allah’ım o ne güzellik! O ne zerafet! Kahveler içildi, Allah’ın izni Peygamber’in kavliyle dişi, oğlanımıza istendi. Dişi kuş şöyle bir göz attı bizimkine. “Aslında daha zayıf biriyle evlenmek isterim.” dedi. “Mümkünse kas çalışmış da olsun. Üzgünüm.” Erkek, gözü salonun köşesindeki yürüme bandına takılınca az kalsın spora düşkün, dış görünüş budalası bir dişiyle evlenmekten son anda kurtulduğunu anladı.
 Bizimki göbeğine baka baka evine yollanırken evlenmek istediği dişinin eski karısı olduğunu yüze buruşukluk veren bir hisle fark etti. Midesinden ağzına acı su geldi, acı acı yutkundu.

5 Nisan 2012 Perşembe 0 comments

Birkaç Fotoğraf

Can sıkıntısından Boza'yla çay saati bile yaptım.


Bu kitabı (!) görünce almamazlık edilemez sanırım.


Bir gemiye atlayıp gitmek...


Gitmek için gemiye ihtiyaç duymadan gitmek...


Müzik, dostum.

4 Nisan 2012 Çarşamba 0 comments

Ölü Asker İçin İlk Türkü

Bulutları kovan hırçınım benim, büyücüm
doğrudur gebe kaldığım coşkun bir akarsudan
bir bıçak alnıma çizer o homurtuyu ağırdan
altın haykırışlarla kuşlar uçup gelir üstümüze
gelip geceyi biriktirirler üstümüze
ben ki otobüslerde sarışın sanmışım kendimi uzun zaman
uzun zaman terli bir erkeğin esneyişiyle
bir kaçağın övgüsüne saklanıp
akşam vakitleriyle oğunup uzun zaman
kanaryalarla kesmişim uzayan tırnaklarımı.

Yüzümden bir tilkiyi silenim benim, büyücüm
erkeksi kadınların yasını tutmuyorum, artık sevin
ellerimde madensi gürültüler taşıyorum
babam uçurtmalarımı benden çok severdi bilirsin
şimdi uçurtmalarım büyük, o homurtu (o insan)
eskiden her üzgün bakışımı Pegasus`a harcardım
her kapı gıcırtısından çocuklar dökülürdü, ne çirkin
ne çirkin, gövdemde ince bir zırh yara kabuklarından
derken hüzün! Kadın sesleri çıkaran o duman…

Büyücüm, aşkımı dürtenim benim
bir oyun kuralı değiliz artık, sevin.

(1963)

İsmet Özel

Popüler Yayınlar

Blogger tarafından desteklenmektedir.
 
;