26 Mart 2012 Pazartesi 0 comments

Herifin Biri

 Yasağı çiğnedim.  Kural: Tanımadığın insanlara -hele o insanlar senden büyükse ve de erkekse- küfretme. Üstüme doğru geliyor, kuralı yok saydım, üstüme geliyor, ona küfrettim, bana doğru yürüyor. Yardım edin -tabi eğer sabahın bu saatinde uyanıksanız- Koro: Kardeş olun ey insanlar, bunu ister tanrımız.
/Necefli Maşrapa\

***

 Kafam çatl
ıyor. ÇAT! Ayaklarım tutuk. Dilim hakeza. Geçici konuşma kaybı. Sükûtun Altın Olma Meselesi Hakkında Birkaç Kelam (Fısırfısır Yayınları, 2009) Hıçkıra hıçkıra yazdım olanları. Neden ağlayıp durduğumu anlasınlar dedim. Ey gidi insanlar, ben ve acizliğim, ahan da şu gözyaşları, size yalvar yalvar yakarıyoruz ki bu hadiseyi unutun gidin. Küfrettim, adamın birine, yoldan geçen adamın birine. Şerefsizsin itoğluit, dedim. Üstüme yürümeye başladı, git dedim. Git!

***
 Dedikodu, can
ım, çok fena bir şeydir.- Senin arkandan sana salak dedim, arkandan konuşmuş olmak istemiyorum; çünkü benim günahlarım bana yeter, anlatabiliyor muyum?
Sustu k
ız, lal kesildi. Kekeleyerek "evet" diyecekti ki oradan hemen ayrıldım. Hayatında başına ilk kez böyle bir şey geldiğine eminim. Bu ilkler meselesi canım, çok fenadır.
 Ben ve yüzleşmelerim.
 Sen ve yüzsüzleşmelerin. Ben, sen ve...

 Belki de konuşamadığım ama yazabildiğim için teşekkür etmeliyim biriciğime. Sessiz dualar, yalnızca kalpten geçebilen,* dilin ucuna temas eder etmez buharlaşıp uçan dualar...
 Koro: Teşekkür ederim Allah'ım. Seni çok seviyorum Allah'ım.
*Fiilimsilerden sonra virgül gelmez, ama virgül buraya da gelmezse art
ık bana gelsin bari, dedim ve virgül oğlumuzu fiilimsi hanım kızımıza münasip gördüm.

 Bademciklerim şiştiğinde sağlığa methiyeler düzer, sıhhatim yerindeyken onun kıymetini bilemediğimden şikayet ederdim. İyileşince de hop! Hepsi unutulup giderdi. Annemin dişi ağrırken azıcık empati yapar ve dişlerim sağlam olduğu için şükrederdim. Annemin bilmemkaç ağrı kesiciye ve bir iğneye rağmen acıdan ağladığı günler projektörle bir beyaz perdeye yansıtılıyor gibi gözümün önünde.
/Patlamış mısır kokusu\
  Ey bahar kokulu yarim, saçları sırım sırım, gözleri ölüm ölüm yarim. Gamzeleri dişlerinin arasına kaçasıca yarim, kurutulmamış çay yaprağı gözlü yarim. Kirpiklerini her kırpışında ruhuma çizikler çizilir. Bir gülüşünde yedi kat semayı, cennetleri görürüm. Beni öldür, gıkım çıkmaz. Kaşlarından kazak ör bana Fadimem. Al Fadimem, gül Fadimem.  Cıvıttım mı? Cıvıttım. Vıcık vıcıklığı seviyor muyuz Umru? Hayır efendimiz, sevmiyoruz. Öyleyse daha devam etmeyelim.

 ***
Ayk
ırı bir gelindi. Nikahtan önce ne çeyiz
ne gelinlik
ne k
ına
ne nikah şekeri -tatları berbat-
ne dü
ğün davetiyesi
ne düğün
ne altın
ne de fotoğraf çekimi istediğini söylemişti. Bu durum herkes için iyi olmuş, karı koca adam gibi evlenmişlerdi. Saçma sapan kıyafetlere saçma sapan paralar, saçma sapan fotoğrafçılara saçma sapan paralar, saçma sapan salonculara saçma sapan paralar, saçma sapan daha nice şeylere saçma sapan paralar vermekten kurtulmuşlardı. Sanırım bana karı boşamak kolay.

***
 Ah konuşamıyorum, beni mazur görün; yalnızca yazabiliyorum. Mutsuz bir kızım ben. Bu dünya bana yetmiyor. İnsanlardan iğreniyorum, kendime bakıyorum herkesten hiçbir farkım yok, tiksiniyorum kendimden ne yalan söyleyeyim. Günlük koşuşturmacalar. Ah, öleceğiz insanlar!Koştura koştura nereye kadar?
 Ben yaln
ızca yazıyorum, konuşma marifetimi kaybettim. Ağzımı açarken çenem titriyor çünkü, hep o adamın yüzünden. Daha adını bile bilmiyorum, adını bilmediğimiz bir insana beddua edebilir miyiz sayın alim?

***
 O adam var ya o adam. Sabahın köründe okula yürüyordum, işte o adam o saatte nereye yürüyordu bilmiyorum ama o adam...  Üstüme yürüdü, yardım dilendim, etrafta kimse yoktu. Üstüme yürüdü, ben kaçmayı asla gururuma yediremem, işin ucunda ölüm var lan, diyemem, ayırt etmem, kaçmam. "Bana mı dedin?" dedi. "Hee" dedim. Yanıma kadar geldi, elleriyle kafamı kavradı ve ben atik bir hareketle onu yere devirdim, Kung fu eğitimi sağ olsun. Ayaklarını ve kollarını sırtında düğümledim, adam boğuk boğuk bağırmaya başlayınca da ağzına bir tekme attım.
 "Bana m
ı dedin?" dedi. "Hee" dedim. Yanıma kadar geldi, elleriyle kafamı kavradı. Ben bas bas bağırıyorum, aman bir insan evladı gelse de beni kurtarsa. Benimki de saflık, yardımı insanlardan niye bekliyorsun Allah'tan beklesene.  Ben şoka mı girdim ne olduysa artık ağzıma geleni söylüyorum, kafam herifin elleri arasında halbuki. Sonra nasıl oldu bilmiyorum adam kafamı bıraktı ve arkasını dönüp yürümeye başladı. Ben, cesur cesur okula yürümeye koyulmuşken ilerideki bakkaldan biri çıktı. "Ne oldu, niye bağırıyordun?" diyerek. Ah, sağol amca, tam zamanında yetiştin, kurtarıcımsın (!)
- Abicim niye yard
ım etmedin? dedim. Gerçekten dedim bunu. "Ne oldu?" dedi. "Laf attı." dedim. "Vay şerefsiz." dedi ve işaret ettiğim adama doğru koşmaya başladı.  Okuldan içeri girerken ağladığımı fark ettim, hayır zayıf biri değilim. Gün bugündür, konuşamam. Aman kendimi savunurken biri kafamı tutar da koparır korkusuyla, hayır korkak biri değilim. Tedbir diyelim, tedbir.
 Koro: Ç
ıktık açık alınla, on yılda her savaştan...

***
 Saçmalamak, şekerim şekerim, benim işim.
 Zay
ıf biri olmadığımı milyon defa tekrarlıyorum, çünkü değilim. Güçsüz hiç değilim.  Aslında bunları bu kadar tekrarlıyor oluşum güçsüz ve de korkak biri olmaktan duyduğum korkudan kaynaklanıyor olabilir. Kendi analizimi de yaparmışım oy oy oy.
16 Mart 2012 Cuma 0 comments

trrrrum, trrrrum, trak tiki tak


Hemşiremle Üsküdar'a gittiğimizden bahis etmiş miydim? Martılara simit attığımızdan, soğuktan ellerimizin uyuştuğundan? Etmemişim, pekala.

 Bana bak. Ruh halini martılara simit, sigara ve çay atarak (çay atmak?) deniz seviyesine indirgeyen biriyle konuşuyorsun. Evet sen! Öyleyse dikkatle dinle beni. Ben denedim %100 çalışıyor. Moralin mi çökük? Alıyorsun simidi, vapura binmeden. Vapura biner binmez de en yukarıya koşmaya başlıyorsun. Kış aylarında yukarısı bomboş oluyor. Mesela ben "Ali'nin karnı acıktı!" diye bağırdım ve etrafta martılardan başka bu budalalığa gülecek kimse yoktu. Aslında biraz cesaretli olsaydım nefret ettiğim şeylere -yaklaşık doksan milyar altı yüz yetmiş üç taneler- sayıp sövecektim, epi topu "aptal, salak" derim bakmayın siz sövücem dediğime, ama üşendim sayın okur. 


 Dün akşam alzaymer (nasıl yazıldığını bilmediğim için salladım) olma yolunda emin adımlarla ilerlediğimi fark ettim.
 Hem de çok ironik bir şekilde, alzaymer adını hatırlayamayarak!
 İşte o hastalığa benden müthiş alternatif isimler:
- Anason muydu ya neydi o? Hani şey oluyor ya... Ya şimdi diyalektik diyeceğim ama değil, diyaliz gibi? Anason, diyaliz ve diyalektik kelimeleri karışımı bir şeydi. Ya neydi o? İşte ben ondan oluyorum galiba.

 Tabi tüm bu kafa karman çormanlığının sebebi sınava iki hafta gibi bir süre kalmış olması değil. Nereden çıkartıyorsun sayın okur?
 Rakiplerimi sevindireyim biraz. Genç arkadaşlarım, ömürlerini turşu suyunda tuzlanmaya bırakmak zorunda olan kardeşlerim, ben çalışmayı bıraktım. Gördüğünüz gibi ya bilgisayardayım, göremediğiniz gibi ya da kitap okuyorum. OKS öncesi iki haftada da böyleydim ben, huylu huyundan vazgeçmiyor ne yapalım. Ben rahatım, yapabileceğimi yaptım, bu tekdüze sistemin, bizi robotlaştırmayı amaçlayan tahta sıra nöbetçilerinin, sırf kara tahta diyemeyelim diye tahtayı mavi ve yeşil arası bir renge boyayan mobilyacıların, daha doğrusu mobilyacılara ne yapmaları gerektiğini söyleyenlerin istedikleri gibi bir sene geçirdim. Gelecek hayalleri kurdum, hırs peşinde koştum, robot oldum, her şeye "evet" dedim, karar vermedim, seçim yapmadım, bana seçtirilene razı oldum, ders çalıştım, soru çözdüm, soru çözdüm, soru çözdüm. Haberleri bile izlemez oldum, öyle günler geldi ki kitap okumayı zaman kaybı olarak gördüğüm saniyecikler oldu, tövbe üstüne tövbe ettim. 
 Şimdi yapabileceğim tek şey kendimi kadere teslim etmek. İçimden bir ses fen çalışmam gerektiğini söylüyor ama masanın başına oturmak o kadar zor ki!
 İşte böyleyken böyle. Bana dua ederseniz belki sınavım daha iyi geçebilir. Size kolaylık olsun diye duayı buraya yazıyorum, size sadece amin demek kalıyor.
 "Allah'ım bu Sena denen kardeşimizin emeklerinin karşılığını ver. Bildiklerini hatırlat, bilmediklerini öğret. Bu sakin halet-i ruhhiyesini sınavda da muhafaza etmesini sağla. Onun ve tüm sınava girecak gençlerimiz için en hayırlısını, gönüllerinden geçtiğince nasip et. Hakkı olmayan ama babalarının parası olan sülüklerin tek soru çözmeden hakkı olanların önüne geçmelerine müsaade etme. Çalışana ve çalışmayana hakkı neyse onu ver."
Amin.
13 Mart 2012 Salı 6 comments

Yavaş Çekim


Canım sıkılıyordu, bunu yaptım.

video


5 Mart 2012 Pazartesi 0 comments

Kadın

İlahi Bakış Açısı
 Sigarasından derin bir nefes çekti kadın - evet evet kadın ne yani kadın olamaz mı - ve çok derin çekmiş olacak ki kütür kütür öksürmeye başladı. Tam da en havalı yerindeyken bütün karizmayı yerlebir edecek bu öksürüğe lanetler yağdırarak etrafında onun bu rezilliğini gören biri olacak endişesiyle çevreye öylesine bir göz attı. Oturduğu bankın civarında ona bakan kimse olmadığını görünce içi rahatladı ve ince belli sigarasını yere atıp topuklu ayakkabısının ucuyla ezdi.

 Gözlemci Bakış Açısı
Kadınların eline ince sigarayı çok yakıştırırım. Açıkçası bankta tek başına oturup da efkarını yalnızca sigaranın dumanından çıkarabildiği her halinden belli olan o güzeller güzelinin parmaklarını bir piyanistin parmaklarını izlercesine keyifle ve merakla seyrediyordum. Efkarlanmayı bir kadına çok yakıştırırım. Kimbilir ne dertleri vardı? Derin bir nefes daha çekti sigarasından ve ben bir kez daha eridim, göl oldum, buharlaştım ve yağmur damlası olup o bayanın parmaklarına düşüverdim. Halbuki gözgöze gelsek tüm sıkıntılarını unutacaktı, halbuki elini sımsıkı tutsam yeni bir dünya yaratacaktık, halbuki bir kere sarılsak kıyamet kopacaktı.Onu uzun uzun seyrettiğimi fark etti sanırım ve ayağa kalkıp sigarasını ezdikten sonra gitti. Ah o topuklular! Topuklu ayakkabıları kadınlara çok yakıştırırım.
 
Kahraman Bak
ış Açısı

Sigaramdan derin bir nefes çektim evet, aslında o kadar şiddetli öksürdüğümü sanmıyoroom. Belki azıcık öksürmüşümdür. Ama ilahi, birilerinin öksürdüğümü görmesinden çekindiğim felan yoktu. Sonuçta sigarayı hava atmak için değil hava almak için içiyorum -vay be edebiyat mı yaptım şimdi hehe- Ayrıca o topuklu ayakkabı dediğin şahesere ben ne kadar para verdiğm hiç fikrin yok tabiğğ. Hemen topuklu de geç. Ayıp vallahi. Bi' markası var onun, bir kişiliği var. Sen anca uyduruk şeyler yaz. Okby.

Sonuç: Kahraman
ımız çoğu kadının yapacağı gibi kendine methiyeler düzen adamcağızı okumamazlıktan gelmiş, küçücük bir ayrıntıya takılmış görünerek asıl olayı pudralamak istemiştir. Tabi asıl sonuç, kızların geri zekalı olduğudur, orası ayrı.

Popüler Yayınlar

Blogger tarafından desteklenmektedir.
 
;