29 Şubat 2012 Çarşamba 1 comments

"GALİBA ÖLDÜK"


 Bir kitap okudum. Agresif üsluplu deli bir yazar beni ve benim gibileri önce yerden yere vurdu sonra bize kendimize gelmemiz gerektiğini haykırdı. Kendine gelmeye yeltenen yalnızca ben oldum sanırım. Diğerleri "Bu bi kurgu oğlum." deyip kitabın kapağını kapatmış olmalı. Bense matematik dersinde -tam da örten fonksiyonları işliyorduk- düşünüp durdum. Niye yaşıyorum? Ben kimim? YGS Felsefe Konu Anlatımı kitabındaki örnek metinlerden biri miyim yoksa? Benim yaşımdakilerin konvers giyip duvar saati boyundaki dokunmatik telefonlarıyla o kafe senin bu kafe benim dolaşmaları gerekmez mi? Bu varoluşçu bunalımlar tam da sınav arefesindeyken ve de ciddi ciddi hiçbir şey bilmezken nereden çıktı? Bilmek lazım tabi. Bunalımlara girebilmek için bilmek, en azından bilmeyi istemek lazım. Bilgelik sevgisi, bir kız ismi olarak Sophia. 
 Neden yaşadığımı bulmak zorundayım. Anlıyor musunuz? İyi bir yaşam için yaşamak mı? Yazarımın dediği gibi "Yaşamak için yaşanmaz." Peki öyleyse niye yaşanır? Bir işim olsun, bir arabam, bir de kelli felli bir kocam.
 Anlıyor musunuz? Hepimiz birer böceğiz! Hepimiz Gregor Samsa'yız. Geçen biyoloji dersinde ne öğrendim biliyor musunuz? Böceklerin sinir damarları mıdır nedir işte onlar göbeklerindeymiş. Tamam, itiraf etmem gerekirse biraz uyukluyordum ve içimden hocanın bana soru sormaması için dua ediyordum. O sırada bir böcek möcek sinir minir karın marın kelimeleri geçti kulağımın ucundan silik bir müzik misali. Ben de Kafka'nın Gregor'u betimlerken neden en çok acıyan yerinin karnı olduğunu yazdığını anlamamıştım ya, işte o derste anladım. Kafka aslında bir biyoloji profesörüydü, ya da kitabını yazmadan önce böcekler hakkında makale üstüne makalesi olan bir biyoloğa danışmıştı; baya da danışma parası bayılmıştı hani. Bense bedavacıyım, işte Kafka'yla aramıza uçurum sokan olgu bu! Misal matematik dersinde örten fonksiyonu mu öğrendim, hah, hemen kullanırım.
 Baba: geceleri yorganı yere fırlatıp rüyamda buzdan bir şatoda ice tea içtiğimi görürken üstümü örterek beni Mezapotamya topraklarına gönderen biricik yaratık. Örten yani. Üstümü örten. Hıh ıhı ıhı. (Daha Anlamsız Anlamlar Sözlüğü 4. Basım)

 Saçmalıyorsunuz, diyorum. En içlisinden of çekiyorum. Gülüyorlar. Of çekmemin nesi gülünesi?
 "Felsefe derslerinde hedonizmi kötülerken iyiydi tabi" diyorum. "Bas git." diyorlar. Ayaklarına basınca da suçlu olurum!
 Tıklım tıkış bir caddedeyim. Biri bana herkesin neden benim üstüme doğru yürüdüğünü söylesin. Onlara "Hepinizden nefret ediyorum." desem, bağırsam... Yanlış yönlere yürüyorsunuz, toprağa doğru yürümeniz lazım artık. Hey siz, bayan, inanın bana, bir tane daha fazla kıyafetinizin olması sizi daha değerli yapmayacak. Aldıklarınızı fabrikada üretiyorlar. En az yüzlerce kişiyle aynı kıyafeti aynı biriciklik hissiyle giyiyorsunuz. Basın gidin lütfen.
 Yaşamamın amacı ne? Eğer aklınızı sadece ezber yaparken kullanırsanız aklınız size kücecektir, fillerin dünyasına hoş geldiniz!
 Ah bayan, kafamda bir çaydanlık var, çaydanlığın içinde de iki buçuk bardak su. Su şu an ısınıyor, fokur fokur kaynamaya başlayınca ne yapacağımı gerçekten bilmiyorum. Daha çok okumam mı lazım? Yoksa gelecek sevdalısı, gözlerini hırs bürümüş zavallı yarış atları sınav çocukları gibi sabah akşam test mi çözmeliyim?
 Hiçbir zaman hümanist olamayacağım, elime kibriti verseniz "Ben ilerde şu olucam bu kadar para kazanıcaam, terfi alıcaam, şunu alıcaam" diyen herkesi acımadan tutuştururum çünkü. Bu yüzden çakmakların ve kibritlerin üstüne "tek kalıp insanlardan nefret edenlerin ulaşamayacağı yerlerde saklayınız" ibaresi konulmalı.    
 Bir kitap okudum ve okuduktan sonra aslında tüm bunları zihnimin arka planında düşünmekte olduğumu fark ettim. Birkaç cakalı felsefi terim dışında doğru düzgün bir şey bilmezken, insanların sonlarını şerre yoracak terimlerin peşinde koşturmaya başladım.
 Yaşamınızın amacı mutluluk olsaydı eğer, hazzı amaçladıklarını açık yüreklilikle söyleyen hedonistlere atıp tutmazdınız.
 Allah bana asil insanlar gibi düşünerek delireceğim günleri görmeyi nasip etsin. Kimse de çekinmesin amin desin. (Özne yüklem uyuşmazlığından kaynaklanan anlatım bozukluğu. Aşağıdakilerden hangisi yapılırsa anlatım bozukluğu giderilmiş olur?)

 (YGS Felsefe Konu Anlatımı syf 27, 28)
22 Şubat 2012 Çarşamba 2 comments

Erkek Olmaktan Nasıl Vazgeçtim?


 İyi kötü bir sürü anımız oldu, bu doğru. Ama birlikte daha devam edemeyeceğimizin ikimiz de farkındaydık. Bu ayrılığa aniden karar vermemi tetikleyen babamın bana "Sen erkek olmalıymışsın." demesi oldu. Cinsiyetimle vedalaştım. Vedalar her zaman melankoliyle yoğurulmuşçasına hüzünlüdür zaten. Belki de uzun bir süre boyunca bu kadar duygusal taşkınlıkla ağlamayacaktım. Bilirsiniz, erkekler sık sık ağlamaz. Ağlarlarsa da gizli ağlarlar.
 "Gitmeyecek böyle." dedim. Sen yoluna git ben yoluma gideyim. Benim dağlara kaçmayacısa hayallerim var. Boyumdan büyük laflar ede ede büyüdüm, cesaret gösterileriyle vaftiz edildim. Dünyayı çepeçevre iki kere saracak kadar gurur var bende ve -utanılarak itiraf edilir böyle şeyler- bir miktar da kibir. Hanfendicilik oynayamam artık. Banklarda uyumak istiyorum ben. Planımı da yaptım. Evden "eyvallah hacılar, ben ablalara gidiyorum" diye çıkacağım ve atıyorum Edirne'ye, atıyorum Bursa'ya, atıyorum Ayder Yaylası'na gideceğim. Eskişehir'e gideceğim mesela. Orada bedava paraşüt kursu varmış. En son bir serbest atlamayla kapanış yapılıyormuş ki yerçekiminin tadı damağımızda kalsın diyeymiş. Bizse lunaparktaki tek işlevi ayaklarını başının, başını ayaklarının yerine koyarak mideni bulandırmak olan aletlere binince heyecanlanıyoruz. Serbest atlama diyorum, heyo! Uçaktan atlıyorsun, bildiğin uçak. At binmek istiyorum. Dıgıdık dıgıdık... Atın toynaklarının yere değiş seslerini kaydedip dünyanın en güzel sesiymişçesine tekrar tekrar dinleyebilirim. İşte cinsiyetçiğim, ataerkil bir toplumda -toplumun en küçük birimi ailedir ve babam ataerkil olduğunu inkar etmiyor- kızların bile ataerkil olduğu bir toplumda benim banklarda sabahlamam ne mümkün! Kızların ataerkilliğine sövmeye üşeniyorum. Bu tür insanlardan hiç ama hiç haz etmediğimi belirteyim, şimdilik kafi. Makyaj yapmaya deminki ve benzeri iç konuşmalarım sonucu başladım. Göz kalemiyle sakal yaptım, bıyık yaptım daha gerçekçi gözükmek adına kaşlarımı birleştirdim. Sakallarımı bıyıklarımı tıraşladım, tüy formundan kıl formuna geçmelerine rahat aylar vardı. Bundan dolayı sakallarım çıkana kadar göz kaleminden sakallarla dolaşmaya karar verdim. Bir kuaföre gidip saçlarımı da güzelce kestirdim. Hormon tedavisine başlayınca hayat daha güzel gelmeye başladı. Evde bana yemek bırakılmayınca ağlayan ben, resmen dönüşüm geçirmiştim. Spora da başlamıştım. Madem adam olacaktım, yakışıklı bir adam olmamak için hiçbir sebebim yoktu. Kızlar kaslı erkekleri sever sonuçta. Çevremdekiler bendeki değişikliklerin farkına çabucak vardı. Babamın beni reddedeceğini sanıyordum ama bunun yerine psikiyatriste götürdü. Sınıf arkadaşlarımdan bana gerçekten destek olanlar da çıktı, bendeki bu değişimlere ağız dolusu gülünecek espriler yapanlar da. Bense sabrettim, bir sene sonra üniversiteli olacaktım ve geçmişimden kimsenin haberi olmayacaktı.  Bir sene sonra hayallerimin önünde bir engel kalmamıştı. Artık hava karanlıkken tek başıma dışarı çıktığımda "seni ham yaparlar" tarzı tehditler almayacaktım. Adamlar bana laf atmayacaklardı, daha da önemlisi parmak atmayacaklardı.  Her şey üniversitede saçlarımı uzatmamla geri dönüşüm sürecine girdi. Kızlarla saçma sapan bir şekilde her şeye güldüğümüz, karanlıkta fısır fısır ağladığımız, küfür eden kızları hakarete boğduğumuz, mutfağa girip canımız o an ne istediyse onu pişirdiğimiz, ayaklarımız uyuşana kadar alışveriş merkezlerini turladığımız günleri özlediğimi fark ettim. Geri dönüşü olmayan bir yola girmek üzereydim ve hâlâ çok geç değildi.  Bunalımlarla dolu bir zaman süreci boyunca her şeyi etraflıca düşündüm. Hafif kaslarım vardı ve sarıya yakın ergen bıyıklarım. Üstelik arkadaşlarımın "karı gibisin oğlum ya puhaha" dediklerine bakacak olursam hâlâ bir umut vardı.  Babamın yanına gittim. Dizine yatıp ağladım. "Yanlışın vardı baba, ben erkek olmalıymışım değil." "O nasıl bir cümle? Anlatım bozukluğu yaptın." dedi. Tebessüm etiştik.Ve geriye dönmemde en büyük yardımcım babam oldu. Hemen bir iki ilaç ayarladı. Lazerli epilasyonun parasını ödedi. Baba oğul alışveriş yaptık, kızken bile giymeyi reddettiğim etekler aldık.  Bir gece bile bankta uyumadan tekrar eski cinsiyetime dönmüştüm.Aynada tam tamına bir kız olduğumu görünce sevinçten ağladım. Banklar umrumda değildi.
10 Şubat 2012 Cuma 2 comments

Mızıkçılık Yapmak Yok



 Benden hepinizin topuğuna birer kurşun dostlarım. Parayı kırış kırış kırışın. Anahtarım yok, öyleyse kapıda kaldım. 



 Bendekilerle ne müzesi olur? Masumiyetten bahsetmek pek güç ki "masumiyet müzesi" olsun. Olsa olsa hatıralar müzesi olur. Çöp ev olur. Unutulacaklar listesi olur.
 Bir Milka paketini -içi boştu tabii- üç sene çantamda taşıdığımdan haberim vardı muhakkak. Lakin neden o çikolata çöpünü çöpe atamadığım muamma. Beyazdı çikolata. Beyaz çikolata. Bir daha asla portakal suyu içemeyeceğimi düşünüp kendimi portakal suyu içerken bulmam gibi, bir daha beyaz çikolata yiyemeyeceğimi zannetmiş, sonrasında umrumda olmamıştı. Çikolata, sadece çikolatadır.
 Onun çöpünü çöpe attığımda omuzlarımdan bir yük kalktığını ayan beyan hissettim. Bazen basamak çıkmak zorunda kalırsınız ve basamağı çıkarsınız.
 Psikolojik özgürlüğe kavuşmuş gibiydim.
 Ah şu şarkıların gözü kör olsun.


Sigara paketini elime aldım ve önümüzdeki kabaca yontulmuş taş masanın üzerine bıraktım. "Bak sen de bu şekilde sigarayı bırakabilirsin."

 Anısı kocaman olan eşyalarım var benim.




3 Şubat 2012 Cuma 0 comments

Reklamlar

Bomba gibi bir waffle tarifiyle tekrar beraber olacağız. Yakında... Bir de okuma köşesi yapacağım, ahan da sağ sütuna. Bu arada kütüphaneden aldığım kitabı geri götürmem için tehdit mailleri geliyor. Neyseki ev numaramı vermemişim ^.^ Biri bana NEYSEKİ'nin nasıl yazıldığını söylesin! Ve asıl bombayı patlatıyorum: Okullar açılıyor. :(((( Pepe Pepe çok üzülüyor. :( Doksan üç doğumlu olup sınava geçen sene girmiş olmak vardı. Disney Channel'da çok eğlenceli diziler var.
1 Şubat 2012 Çarşamba 0 comments

Karlar Düşmekte

Bugün bulduğun şeyin fotoğrafını çekme günüymüş. Tatilimin ilk günü bugün. Cumartesi dersane var. Tabi konumuz bu değil.







Popüler Yayınlar

Blogger tarafından desteklenmektedir.
 
;