28 Ocak 2012 Cumartesi 0 comments

Gerçeklerle uzaktan ve yakından ilintilidir.

 Kar yağıyordu. Melekler bizim için dua ediyordu. Allah tüm duaları kabul ediyordu. Ölene kadar ve öldükten sonrasında da beraber olabilmemiz için yılın son karı son şansımızdı. Meleklerimin gözlerini teker teker öptüm; yaramazlıklarımı tanrıya ispiyonlayan solcu meleğim lavanta, iyi bir şeyler yapmamı boşuna bekleyip duran sağdaki ise biraz kıroca bir koku olduğunu düşündüğüm tütün kolonyası kokuyordu.
 Kar yağıyordu. İçinde bulunduğumuzu söyledikleri kapitalist sayının son iki basamağı daha 10'u bulmamıştı. İngilizce'deki bayağı ifadeyle diyebilirim ki çok gençtim. -Halbuki burada ben küçük olduğumu kastediyorum.-
 Pembe giyinmeye başlamıştım, sağ meleğime öykünerek de biraz, fosfor pembesi kıyafetler giydim. <SPOILER > Aslında şişman, hatta tombik olduğumu birkaç sene sonra beş kilo verince anlayacağım. Kilo verip de çöp şiş çöpüne döndüğüm dönemden sonra tanıştığım insanlar bir aralar ideal kiloda olduğuma hiç inanmayacaklar. </SPOILER>
 Ders çalışmayı bahane olarak kullanarak satranç oynamayı reddettiğim günler içerisindeyken nasıl bu kadar kolay kendimi kandırabildiğime şaşıyorum.
 Kar yağıyordu. Karşıdan karşıya geçiyordum. Sonsuza kadar karşıdan karşıya geçiyordum. Karşıdan karşıya, karşıdan karşıya, karşıdan karşıya...
 Kar yağarken dileklerin gerçekleşeceğini düşünenleri bir kavanoza tıktım ve içini o kadar tuzladım ki, en baba zeytin bile bu kadar tuzlu olamazdı. Sarılar karardı, yeşiller karardı, yeşiller karardı, yeşiller karardı... Sonra da sorarsınız niçin gözyaşı tuzluymuş vıyvıyvıy...
 Sümüğünü içerim, diyen bir şair var içinde yaşadığımız dünyada. Adam diyor ki "Gözünden akan bu besberrak suları içeceğimi söylüyorum da burnundan akan mukoza sıvısını içeceğimi neden söylemeyeyim?"* Ya da buna yakın şeyler. Romantizme fersah fersah uzak olan bir iki mısra.
  Yemin ederim ki telgrafın tellerini arşınlamalı... Bizi kandırdılar. "alkışlamalı" dediler, meğerse "kurşunlamalı"ymış! 
 Kar yağıyordu, son şansımızdı. Duamı ettim, "amin" dedim. Karşıdan karşıya geçtim, "hoşçakal" dedi, ona el salladım, gülümseştik.
 Kar yağarken dilek dilemekle yaş sümük ağlayarak dua etmenin hiçbir farkı yok.
 Eğer yukarıdan biri tarafından veto edildiyse gerçekleşmiyor.

 Bazen dalgalar kayalara bir farklı çarpar. Bazen kuşları ördek olarak görürsünüz. Bazen kış olmasına rağmen denizin soğuk olup olmadığını anlamak için suya atlamayı düşünecek kadar sarhoş olursunuz. Ördekler (!) suya dalıyorlardır, onlar üşümediğine göreee...
 Uyusam burada. Kıvrılsam şuraya... Nasıl da uykum var. Sol meleğim, yaz yaz bütün bunları da yaz.
 Benim lavanta kokmamı sağlayabilir misin? Yoksa tütün kolonyası mı kokmalıyım?

 Sevgili tütün. Sen de yalnızsın. 



19 Ocak 2012 Perşembe 0 comments

Çizgili Pijama ve Pijama

Hayatın merkezinin ikide bir değişmesi ne kadar garip ve ne kadar da olağan. Ders çalışmalıyım. Boş zamanlarımda kendime en çok bunu söylüyorum.
Gidip uyuyayım bari.
(Kameranın açısı değişmiştir. Ekranda esneyen bir kız değil, vapurdan atılan simitleri yakalamaya çalışan martılar vardır.)
Sevgili küçük aptal.
Küçük.
Yaratık.
2 Ocak 2012 Pazartesi 0 comments

Uyarı Niteliğinde Olup, Devr-i Zaman İmkanı Barındırmaktadır

Ayaklarım çamur içinde kalmadı, hayır. Gözüme güneş girdiği de yoktu ki güneşin gözüme giremeyecek kadar büyük olduğunu da sözlerime eklemeliyim. Aptallıkla geçen zaman dilimlerinde pijamalıyım, bu da dünyada en çok neye önem verdiğimi gösterir. Yıkılmamış, ayaktaydım. Her zaman ayakta gözükürüm.
Sorumsuzluklarımızın bedelinin bedelliyle kapatılamaması, asıl yürürlüğe giren yasa bu olmalı.
Günde birden ikiye çıktığı anda bir kere
DUR!
Demek lazım.
Her suçu da merağa atıyorum ya, harikayım. Yirmide yirmi olunca ne yapacağımı bilmiyorum.
P harfiyle başlayan günler aşkına, hep senin aşkına, tüm ezilmiş reziller aşkına, sivilceli burunlar aşkına!
Aile.
A ile.
A ile B.
A ile B'gile gideceğiz.
Göz bebeğini gözlerimle süpürürken "Ben seni çok üzerim." diyeceğim.

Seni uyardım.
Dostum.

Popüler Yayınlar

Blogger tarafından desteklenmektedir.
 
;