15 Kasım 2011 Salı 0 comments

Genç Jerpla'nın Acıları

Önsöz
Gülmek yerine ağladığınız, ağlamak yerine de güldüğünüz bir dünya hayal edin. Böyle bir dünya var. Kansakluma galaksisinde Tanyuf Sistemi'ndeki baştan dördüncü geoidte bambaşka bir hayat var. Bizim ancak hayallerini kurmaya çalışabileceğimiz bambaşka ama bambaşka bir hayat... Trajik olarak orada yaşayanlar da bizim gibi insanlar. Bunu söylerken her ne kadar mutlu olmasam da hepimizin gerçek eşinin orada olduğunu söylemem gerek. Bu anlatacaklarımı dünyadaki en saygın üç ilim insanı ve benim dışında kimse bilmiyor ta ki size anlatana kadar bu böyle olacak tabi. Çok ciddi araştırma sonuçlarından bahsediyorum. Çok gizli deneylerden bahsediyorum. Elimde yığınlarca bu söylediklerimi kanıtlayacak belge var. İleride basında yankılarını göreceksiniz zaten. Farklı bir galaksideki farklı bir dünya... Oranın sakinleri de oraya "dünya" diyorlar mı bilmiyorum. Demiyorlarsa "Batsın dünya" da diyemiyorlardır. Vah gariplerim. Ben şimdi "gariplerim" diyorum da harbi harbi garipler hani. Yüz kasları bizim usül çalışmıyor. Onların gözyaşları istisnasız mutluluk anlarında dökülüyor gözlerinden. Bizim katıla katıla ağlayacağımız durumlarda onlar kahkahalarla gülüyorlar. Düşünsenize biri bir espri yapıyor herkes bizim dünyalılarımızın yakınlarını kaybettikleri şiddette ağlıyor esprinin komikliğini belirtmek için.
Tek farklılıkları da bu değil. Onlar ayakta uyuyorlar. Ciddi manada yani. Yatakları duvarlara dik şekilde montelenmiş. Bizim güneş dediğimiz onlarda Tanyuf. Bu Tanyuf Güneş'ten daha büyük ve doğal olarak daha çok ısıtıyor gezegenleri. İnsanların yaşadığı gezegendeki sıcaklık bizim bu Dünya'daki en yüksek sıcaklık gibi. Bu sebeple oranın insanlarının vücutları o sıcaklığa alışık. Daha bir sürü ayrıntı anlatılabilir ama ciltler tutar. Dünya'yı kaç senedir coğrafya dersinde bize öğretmeye çalışıp da başaramamaları gibi ben de anlatırım havaya gider filan, hoş olmaz yani. Daha çok ayrıntıya girmeden romana başlamak istiyorum. Oranın Amerikası'ndaki "çok satan"lardan bir romanı Türkçemiz'e kazandırmanın haklı gururunu yaşıyorum. Bafyentot dilini öğrenmem yıllar sürse de buna değdiğini düşünüyorum.

Genç Jerpla'nın Acıları
"Kapoliştanika tombutaf ot kaşu umujantike lepa teki ma Jerpla fir anuti katuyha. Fari leytoy pa kentuv ke mayhulo yihte." (Göğsünün üstündeki arsız yaranın üstüne kolonya dökerken gülümsüyordu Jerpla. Şüphesiz ki canı çok yanıyordu.)
Bu seferki yarası diğerlerinden çok farklıydı. Boyu orta parmağı kadar vardı. Üstelik durmadan kanıyordu. "Bu sefer biraz abartmış olabilirim." dedi elindeki kullanılmış jileti çöpe atarken. Göğsündeki kanı tekrar yıkadı. Bulduğu yarabantlarını yarasını örtecek şekilde göğsüne yapıştırdı. Kanı durdurmazdı ama en azından orada yara bandının olduğunu bilip huzurlu olabilirdi.

Yatak odasına geçti. Alt kattan gelen belli belirsiz müzik hâlâ belli belirsiz bir şekilde devam ediyordu. Jerpla yangın söndürme tüpünü aldığı gibi yere müziğe uygun ritimde vurmaya başladı. Birazdan müzik kapanırdı, buna emin olunca ilaçlarını almaya mutfağa gitti. Evet, yaşlılar gibi ilaçlarını buzdolabında barındırıyordu. Önceliği uyku hapına verdi. Ardından da bir mide hapıyla beraber bir ağrı kesici aldı. Şimdi rahatça uyuyabilirdi.
Uyandığında her zamanki gibi bacakları ağrıyordu. "Yağmur yağacak herhalde." dedi ve kendi esprisine kısa bir süreliğine gözyaşı döktü. Her sabaha yağmurla uyanmaya alışmıştı artık. Çamaşırlarını akşamdan dışarı çıkartmıyordu sabahleyin çamaşır makinesinden çıktığından daha ıslak bulmamak için.
Kapının çaldığını telefonunun çalmasıyla fark etti. Çünkü evine gelenler kapıyı çalarken aynı zamanda telefonunu da çaldırırlardı. Kulağının duyum aralığına girmiyordu kapı zili, telefonu duysa da kapıyı duymuyordu işte. Bir kere bir doktor arkadaşına bahsetmişti bu durumdan. Sırf bunun şerefine bir kadeh daha tokuşturmuşlardı, hepsi bu.
Kapıya koştu Jerpla. Gelen Ehzilf olmalıydı. Kapıyı heyecanla açtı ve hayal kırıklığına uğradı. Kapıda kimse yoktu. Bu sefer telefona cevap vermek geldi aklına, kapıyı kapatmadan telefonunun olduğu odaya yürüdü hızlıca. Telefonunu eline aldığında hızla çarpan kapının sesini duydu. Refleksle kafasını arkaya çevirdiği anda karşısında simsiyah giyinmiş bir adam gördü.

Popüler Yayınlar

Blogger tarafından desteklenmektedir.
 
;